Temmuz 29, 2010  

Karayılan: Yol haritasını bize verin!

HALİT ERMİŞ-ANF
Söyleşi / 10:48 / 07 Eylül 2009

BEHDİNAN - Koma Civaken Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sunduğu Yol Haritası’nın kendilerine verilmesini isteyerek, aksi halde bunun eylemsizlik sürecini etkileyebileceğini söyledi. “Sürecin ilerlemesi için bu gereklidir” diyen Karayılan, hükümeti de “tarihsel bir sayfa açmak için” risk almaya çağırdı. ANF’nin sorularını yanıtlayan Karayılan, Öcalan’ın pozisyonu için ise Güney Afrika’da Mandela örneğini çözüm olarak sundu. Operasyonların durması halinde bu kayıpların yaşanmayacağını belirten Karayılan, eylemsizlik sürecinin Ramazan ayı sonuna uzatıldığını hatırlatarak, iki hafta içerisinde olumlu adım atılması umudunu yineledi.

*20 Ağustos’tan bu yana Sayın Abdullah Öcalan’ın savcılığa sunduğu yol haritası avukatlara verilmedi. Yol haritasının verilmeyişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-29 Mart yerel seçimlerinden sonra halkımızın ortaya koyduğu irade temelinde Kürt sorununda demokratik çözüm sürecinin geliştirilmesi gereği ortaya çıkmıştı. Bu temelde biz de hareket olarak 13 Nisan’da bir eylemsizlik sürecini başlattık. Bu eylemsizlik sürecini çeşitli defalar uzatarak bugüne kadar geldik. Süreci kalıcı bir çözüm sürecine dönüştürmek, kalıcı bir barış ve demokratik çözüm sürecine ulaştırmak için önderliğimiz yol haritasını her iki tarafa sunacağını ifade etti. Basın yayın organları da bunu yayınladılar ve kamuoyuna mal oldu. Önderliğimizin yol haritası demokratik çözümün kalıcı bir sürece dönüşmesi için Türk devletine, hareketimize ve kamuoyuna sunulmuş bir yol haritasıdır.

YOL HARİTASI BİZE VERİLMELİ

Önderliğimiz yol haritasını teslim etti, devlet aldı ve okuyup değerlendiriyor, ona göre kendi politikasını belirliyor. Tutumunu sertleştiriyor, ona göre tedbirlerini alıyor. Çeşitli demeçlerle cevap anlamına gelen açıklamalar yapıyor. Ama bize ve kamuoyuna vermedi. Eğer Türk devleti gerçekten bu sorunu kalıcı bir biçimde çözmek istiyorsa en başta bu tarz yaklaşımlarını terk etmelidir. Çözümün en önemli aktörünün çözüme dönük taraflara sunduğu çözüm formülünü gizlemek çözüme hizmet etmez. Hele hele kendisi alıp ondan yararlanma, başkasına da vermeme tutumu hukuki olmadığı gibi her şeyden önce ahlaki de değildir. Eğer yol haritasını vermeyecek idiyseler teslim almayabilirlerdi. Almıyoruz diyebilirlerdi. Ama teslim aldılar, kendileri ondan yararlanıyorlar ve el koyuyorlar. Bu, çözüme hizmet etmeyen bir tutumdur. Yani Kürt tarafını hiçe sayan, ben bildiğimi okurum tutumunun bir devamıdır. Bu mantık, bu yaklaşımla çözüm geliştirilemez.

Ben bir kez daha açıklıkla şunu ifade etmek istiyorum. Türkiye cumhuriyeti devleti ve hükümeti tarihin bu önemli aşamasında Kürt sorununda gerçekten kalıcı bir çözümden yanaysa bu tarz politikadan vazgeçmelidir. Yani Kürt iradesini, Kürt tarafını hiçe sayan politikadan vazgeçmeli ve yol haritasını bize vermelidir.

EYLEMSİZLİK SÜRECİNİ ETKİLER

*Bu durumda bundan sonra eylemsizlik süreci nasıl bir seyir alır?

-Bizim eylemsizlik sürecini Ramazan bayramının son gününe kadar uzatmamızın iki nedeni vardır. Birinci nedeni; Ramazan ayıdır, mübarek bir aydır, bu mübarek aya duyduğumuz saygıdan dolayı uzatma gereğini duyduk. İkinci neden ise; bu süre içerisinde Türk devletinin yol haritasını tarafımıza teslim edeceğini bekliyor olmamızdır. Yol haritasının gizlenerek verilmemesi tartışma ortamını zedeler. Yol haritası olmadan süreç ilerlemez. Açıkça söyleyeyim, bizim açımızdan çatışmasızlık süresinin uzatılması çok sorunlu hale gelir. Tabiî ki tüm bu olguları bizde çok yönlü bir biçimde tartışıyoruz. Yol haritasının bir biçimde tarafımıza iletilmemesi mevcut sürecin çok ciddi bir sıkıntı ve problemle karşı karşıya getireceği açıktır. Bizim de hassasiyetlerimiz var, tabanımız var, değişik organizasyonlarımız, güçlerimiz var. Onlar ikide bir ordu var, ordu şöyle yapar böyle yapar diyorlar. Bizim de ordumuz var. Dikkate almamız gereken kurum ve hususlar vardır. Bütün bu olguları göz önünde bulundurmamız zorunludur. Bu nedenle bu tarz yaklaşımlar doğru değildir. Halkımız bunun için eylem yapıyor ve talepte bulunuyor, tüm halkımızın beklentisi, hareketimizin ve demokratik kurumların beklentisi bir an önce devletin yol haritasını vermesidir. Çünkü sürecin ilerlemesi için bu gereklidir. Bütün bunlara rağmen vermemesi devletin çözüm istemediği anlamına gelecektir. Artık bu saatten sonra verirler vermezler kendileri bilir.

KIRMIZI ÇİZGİLER ÇÖZÜM DEĞİL

*Kürt sorununun çözümüne dönük Türkiye’de önemli tartışmalar yürütülürken, Türk devleti ve hükümeti tarafından ‘kırmızı çizgiler’ vurgusu son dönemlerde yoğunca işlenmeye başlandı. Şimdiden bu tür tartışmaların yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürtlerin de ‘kırmızı çizgileri’ var mı, bunları nasıl ifade edebilirsiniz?

-Şimdi onların kırmızı çizgileri şudur, bizim de kırmızı çizgilerimiz budur biçiminde karşıtlaştırmak bir çözüm dili olmaz. AKP hükümeti ve koordinatör olarak görevlendirdiği İçişleri Bakanı şimdiye kadar çeşitli açıklamalar yaptılar. Ancak bu açıklamalarda neyi yapacaklarını değil, daha çok neyi yapmayacaklarını söylediler. Bir de başlangıçta daha dikkatli ve daha açılımcı yaklaşırlarken giderek yaklaşım ve üslupta bir daralma yaşandı. Örneğin en son içişleri bakanının yaptığı konuşmayı izledim. Anayasa değişikliği, anadil eğitimi gündemimizde yok, şu yok, bu yok diyor. Bunların hepsi yoksa sen sorunu nasıl çözeceksin. Hem bunlar yok diyor, hem de biz sorunu çözeceğiz, diyor. Ben onu dinlerken, bu bakanın elinde her halde sihirli bir değnek olmalı, diye düşündüm. Hem şu yok bu yok diyor hem de biz çözeceğiz diyor.

PEKİ NASIL ÇÖZECEKSİN ALLAH AŞKINA!

Yumuşak bir dille de olsa mevcut durumda ifade edilen tarz 85 yıldır devletin uyguladığı tarzdır. Bu tarzdan çözüm falan çıkmaz. Eğer Türk devleti bu sorunu gerçekten samimi bir biçimde çözmeyi önüne koymuşsa bir kere “85 yıldan beri sürdürülen inkar siyaseti doğru değildi”, demelidir. “Bu siyasetten kaynaklı toplumsal trajediler, tahribatlar yaşanmıştır. Türkiye cumhuriyeti sınırları içerisinde Kürt kardeşlerimiz vardır. Bunların ayrı kültürü, kimliği vardır. Biz bunu tanıyarak birlikte gönüllü bir birlik stratejisi temelinde yaşamak istiyoruz”, demesi gerekir. Bunu demeden sanki şimdiye kadar yapılanlar da çok iyiydi de işte sorun öyle birden bire ortaya çıkmış da şimdi o sorunu çözeceklermiş gibi “şunu yapmayacağız, bunu yapmayacağız, bunu etmeyeceğiz ve çözeceğiz” diyor. Peki nasıl çözeceksin Allah aşkına, hele bize de söyle. Dua ile bu sorun çözülmez, duayla olsaydı her gün dua okur ve derhal çözerdik.

Ortada bir halkın inkar edilmiş gerçekliği vardır, kimliği vardır, kültürü vardır. O uğurda yaşanmış trajediler vardır. İsyanlar olmuştur, bastırmalar olmuştur, imhalar gerçekleşmiştir. Türkiye cumhuriyeti devleti bu sorunu köklü bir biçimde çözmek istiyor mu, istemiyor mu? Eğer çözmek istiyorsa olgun bir devlet olmanın gereği olarak geçmişini doğru sorgulamalı, bugününü doğru yorumlayarak çözüm perspektifini de net bir şekilde koymak zorundadır.

BU YAKLAŞIM YENİ BİR SAVAŞI ÜRETİR

Şimdi diyor ki, ben Kürt halkının varlığını kabul edeceğim ama bu varlığı ortaya çıkaran özgür Kürdü de yok edeceğim. Böyle çözüm olmaz, barış olmaz. Bu yaklaşım yeni bir savaşı üretir. Yani nasıl oluyor da sen bu toplumun varlığını artık kabul ediyorsun ama bu toplumun varlığını ortaya çıkaran ve herkese kabul ettiren özgür Kürt kesimini de dışında tutmak istiyorsun. Bilinmelidir ki bizim toplumumuz saygın bir toplumdur, vefakar bir toplumdur. Bu uğurda canını ortaya koymuş, emek vermiş, yaşamını ortaya koymuş insanları bir taraf iten, dıştalayan her hangi bir projeye evet diyemez. Kürt toplumu o kadar soysuz bir toplum mu ki yapılacak bazı açılımlarla hemen kendi önderini, şehitlerini bir tarafa bıraksın. Eğer Kürt toplumundan bu bekleniliyorsa bu bir yanılgı olur. Eskiden beri de işte biraz bastırırız, göz korkuturuz, sonra da ekonomik yatırım yaparız, bilmem şu veya bu biçimdeki projelerde geliştirir ve bu sorunu çözeriz diyorlardı. Ama o şekilde çözemediler.

Bir kere gerçekliği doğru ele almak önemlidir. Bu konuda doğru bir çözüm çerçevesi gereklidir. Şimdiye kadar mevcut açıklamalarla bu çerçeveyi hiçbir biçimde ortaya koymamış, tersine yapmayacakları şeyleri ifade etmişlerdir. Daha sonra Genelkurmay da söz konusu sürecin çerçevesini çizdi. İyice daralttı. Aslında hükümet de bu çerçeveyi benimsediğini deklere ederek çözümün nemenem bir çözüm olduğunu ortaya koymuş oldu. Bundan sonrasının nasıl ele alınacağı, nasıl gelişeceği doğrusu bir merak konusudur. Çünkü şimdiden aslında çözüm adına geliştirilen sürecin çözüm olmayacağını ortaya koymuş oluyorlar. Çerçevesini çizdiler. Kürt halkının bir statüsü olmayacak, anadil eğitimi olmayacak, operasyonlar durmayacak, Kürt halkının önderliği dışında kalacak vb. bu tür şeylerle çözüm gelişmez. Bunlar şu veya bu düzeyde eskiden beri söylenen şeylerdi. Türk devleti soruna yaklaşım politikasını değiştirerek ve yeni bir perspektifle soruna yaklaşım göstererek ancak sorun çözülebilir. Bu nedenle kırmızı çizgilerin konulmuş olması aslında çözümün önünün tıkatılmasıdır. Tabiî ki bizim toplumun da hassasiyetleri, kırmızı çizgileri vardır. Bu toplumun değerleri, şehitleri var, önderliği var. Bunların dıştalanması temelinde Kürt toplumuyla barışık bir çözüm projesini hayata geçirmek mümkün değildir. Bizim halkımızın hassasiyetleri bilinmektedir. Her gün meydanlarda halkımız bu hassasiyetlerini ortaya koymaktadır.

*“Kürt açılımı”, “demokratik açılım” son olarak da “milli birlik projesi” olarak ifade edilen süreç yoğun tartışmalarla devam ediyor. Kürt açılımı olarak başlatılan sürecin bu tür isim değişiklikleriyle ele alınması sorunun doğru algısı ve çözümü açısından nasıl bir anlam içeriyor?

-Başta hareketimizin süreci başlatması, önderliğimizin açıklamaları, bizim kamuoyuna dönük yaptığımız bir takım açıklama ve röportajlar Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözüm sürecini gündeme koydu. Buna karşı başta cumhurbaşkanının “iyi şeyler olacak” açıklaması, peşi sıra hükümetin bazı yetkililerinin çeşitli açıklamaları topluma umut verdi. Yani artık Türk devleti ve hükümetinin bu sorunu farklı bir politikayla çözmeye yöneleceği yönünde bir hayli izlenim ve beklenti yaratıldı. Ancak daha sonra giderek adeta süreç adım adım geriye çektirildi. Başta Kürt açılımı dediler, sonra demokratik açılıma dönüştürüldü, en son ise milli birlik beraberlik bütünlük projesine dönüştürüldü. Mesela bakan konuyla ilgili yaptığı konuşmada elli dakika kesintisiz konuştu, sonra sorulara cevap verdi bir o kadar da sorulara cevap verirken konuştu. Ancak Kürt kelimesini kullanmamaya özen gösterdi.

MHP VE CHP YÖNTEMİYLE BU SORUN ÇÖZÜLMEZ

Belli ki AKP hükümetinin sorunu çözmede güçlü bir siyasal irade ortaya koyma sorunu yaşanıyor. Çeşitli çevrelerin görüşlerini almak, herkesi katmak doğru bir şey. Bu anlamda İçişleri Bakanı’nın herkesi dolaşması, görüş alması iyidir. Kimse buna bir şey demiyor. Ama kendisinin de bir ana ekseninin olması gerekiyor. Bir hazırlığının olması gerekiyor. Görülüyor ki öyle ciddi bir hazırlığı yok. Bu anlamda bir açılım yaptı ondan sonra tepkiler gelince, özellikle CHP ve MHP’den ve giderek muhtemelen bürokrasi içinden ve bazı askeri kesimlerden tepkiler gelince bir sinme, geriye çekme durumu gelişti. Oysa zaten MHP’nin mantığıyla bu sorun çözülmez. MHP’nin mantığına göre imhanın geliştirilmesi lazım. İmha yöntemiyle bu sorunu aşmak için Türk devleti her türlü yöntemi kullandı. Uluslar arası güçleri arkasına aldı onlara tavizler verdi, değişik Kürt güçleri ve bölge devletleriyle ittifak yaptı. Başvurmadığı yöntem kalmadı. Türk devleti imha yöntemiyle sonuç almak için varını yoğunu 25 yıldır ortaya koydu. Ancak bunların hiçbiri sonuç vermedi.

İmhayla Kürdistan’da gerillanın bitirilemeyeceği, Kürt halkının sindirilemeyeceği açığa çıkmıştır. Dolayısıyla MHP ve CHP’nin yöntemiyle Kürt sorunu çözülmez. Onların ki savaştır, kan dökmedir. Eğer kanın dökülmesi durdurulmak isteniyorsa onların bağırmaları, çağırmaları dikkate alınarak veya onlardan dolayı geriye çekilmekle sorun çözülmez. Onlar zaten sorunun çözülmemesi için öyle yapıyorlar. Eğer AKP bu sorunu çözerse artık seçimleri de kazanır hesabıyla Türkiye’nin çıkarlarını değil kendi örgüt çıkarlarını düşünüyorlar. Bunun için AKP’ye kazandırtmayacağız diyorlar.

BU NASIL BERABERLİKTİR Kİ 400 BİN GÜÇLE KORUNUYOR!

Diğer bir husus da bu güçlerin dayandıkları çizgi, dar, ulusalcı ve ırkçı bir çizgidir. Çağımızın değil 20. Yy. politikasında ısrar eden güçlerdir. Bu güçlerin çokça dem vurdukları husus birlik hususudur. Birlikten kardeşlikten söz ediyorlar. Bu nasıl birlik ve beraberliktir ki asker, korucu, polis toplam 400 bin silahlı güçle korunmaktadır. Mademki kardeşçesine bir yaşam ve birlik varsa bu kadar asker neden Kürdistan’a yerleştirilmiş. Devletin resmi açıklamasına göre şimdiye kadar 40 bin kişi yaşamını yitirmiş. Demek ki bu birlik birlik değil silah zoruyla öldürmeyle muhafaza edilen birliktir. Şimdi sorun bu zoraki birliği gönüllü birliğe dönüştürme sorunudur. Bunun yolu da toplumların birbirine saygı göstermesi, geçmişlerine ilişkin işlenen hataları itiraf etmesi, birbirini kabul etmesidir. Bunlar olursa 400 bin askerle, zorla şiddetle, öldürmeyle muhafaza edilen birlik gönüllü birliğe dönüştürülmüş olur.

Milli birlik-bütünlük bozulacak deniliyor, oysa biz zaten bozulmuş birliği yeniden özgür birlik temelinde sağlamak istiyoruz. Dolayısıyla buna gelmeyenler en büyük bölücülüğü yapmaktadırlar.

BU NASIL KARDEŞLİK!

Kürtleri dıştalayıp ezeceksin ve sonrada kardeşlikten söz edeceksin. Bu ne biçim kardeşliktir. Dilim yasak, kültürüm, tarihim yasak, ismim yasak, kimliğime sahip çıkamıyorum buna rağmen kardeşiz diyorsun. Bu nasıl kardeşliktir. Hem Kürt kardeşimdir diyeceksin hem de her şeyini yasaklayacaksın. Bu kardeşlik değil köleliktir. Kardeşliğin anlamını da tam tersine çevirerek muğlaklaştırıyorlar. Bunun adı köleliktir, zorla köleleştirmedir. Bu kardeşlik değildir. Bunu kime yutturacaksınız. 21. yy’da bulunuyoruz ve Apo’cu kültürle aydınlanmış Kürt halkı bunu kabul edecek durumda değildir. Yüz yıllarca da sürse Kürtler buna karşı direneceklerdir. Kardeşlik adı altında köleliği dayatarak, hem de kan dökerek, polisin copuyla, askerin dipçiğiyle bunu yaptırmanın kardeşlikle alakası yoktur. Çağımızda artık bu mümkün de değildir. MHP ve CHP de bunu kavramak zorundadır.

Eğer hükümet sorunu çözmeye talipse risk göze alarak yeni bir tarihsel sayfanın açılması ve cumhuriyetin demokratikleştirilmesi ile adını tarihe yazma şansını yakalayabilir. Bunun için de ırkçı çevrelerin tepkilerini değil Kürt halkının hassasiyetlerini de dikkate alarak gerçekçi bir programla sorunu ele almaları gerekmektedir.

EMPATİ ÖNEMLİ BİR OLGUDUR

*Otuz yıllık savaş sürecinde binlerce Kürt ve Türk annesi evlatlarını yitirdi. Ancak sanki sadece Türk anneleri acı çekmiş gibi bir propaganda yapılarak Kürt anneleri görmezden geliniyor. Böyle bir ayırımın yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Çağdaş insanlık bakışı açısında empati önemli bir olgudur. Zengin ülkeler veya sınıflar yoksul ülkeler ve sınıfların duygularını ancak empatiyle anlayabilirler. Egemen uluslar, devletler ezilen halklarla empati kurarak ancak ezilenlerin ne gibi zorlukları yaşadıklarını anlayabilirler. Bu açıdan çağdaş insanlık açısından empati olgusu önemlidir. Bu konuda Türkiye’de çeşitli çevrelerin, özellikle ırkçı kesimlerin bu gerçeği dikkate almamaları onları tek taraflı sübjektif sonuçlara götürüyor. Mesela deniliyor ki asker anneleriyle gerilla anneleri bir tutulamaz.

Bir kere sen şehit diyorsun ama Kürt halkı da seni işgal kuvvetleri olarak görüyor. Sen vatanı koruyorum, vatan için ölüyorum diyorsun ama Kürt halkı da kendi dili, kültürü ve vatanının işgal altında olduğunu düşünüyor. Kendi onuru, şerefi, kültürü için evini, yurdunu, okulunu her şeyini bırakarak dağa çıkan ve buna inanan insanlar vardır. Kendi inancı, ideali, kendi şerefi için yaşamını ortaya koyan insanlar daha kutsal bir yolda yaşamını ortaya koymuş sayılmazlar mı? Yani böyle karşılaştırırsan Kürt halkının, özgürlük gerillasının şahadeti kendi toplumsal gerçeğinin yok olmaması için, toplumsal özgürlüğü için gerçekleşen bir şahadettir ve bunu kendisi için daha kutsal görmektedir. Dolayısıyla herkesin kendine göre bir gerçekliği vardır. Ama önemli olan empati kurularak herkesin gerçekliğinin doğru bir bakış açısıyla görülebilmesidir.

Kürdistan’da her türlü riski göze alarak kendi dili, kimliği ve kültürü, halkının özgürlüğü için canını ortaya koymak kadar daha kutsal, daha şerefli bir şey yoktur. Doğru bir tutum ancak empatiyle mümkün olabilir. Dolayısıyla ben bazı asker anneleriyle gerilla annelerinin kucaklaşmış olmasını çok anlamlı ve saygın bir duruş olarak görüyorum. Buna dil uzatanların tutumunu empatiyi kurmaktan uzak, egoist sadece kendi doğrularında ısrar etmek isteyen, başını kuma gömen, başkasını görmeyen, gerçekleri görmeye kapalı, özü itibariyle ırkçılığa dayanan bir tutum olarak görüyorum. Ama bu sürecin gündemleşmesi temelinde gerçekleşen kamuoyu yoklamaları yine çeşitli kurum kuruluşların ortaya koyduğu tutum ve davranışlar gösterdi ki Türk halkının çoğunluğu da Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümünden yanadır. Türk halkının çoğunluğu da Kürt halkıyla gerçek anlamda kucaklaşmak istemektedir. Fakat bunu dıştalayan, 20 yy. mantığına sahip dar, milliyetçi, ulusalcı tutumlar buna engeldir. Ben öyle inanıyorum ki bu anlayış Türkiye de bir ekseriyeti hiçbir zaman oluşturmayacaktır. Bugün de bir azınlıktır aslında.

Çözümden yana olan başta AKP olmak üzere diğer güçlerin daha iradeli bir duruş sergilemeleri halinde Türk toplumunda çözüme dönük hızla daha fazla bir kamuoyu oluşacaktır. Böyle bir evirilmenin yaşanacağı ortaya çıkmıştır. Çünkü aklı selim herkes çözümün zorla birini bastırma, birini hizaya çekme şeklinde değil de konuşarak, uzlaşarak karşılıklı saygı temelinde bir arada yaşama koşullarının yaratılmasıyla olacağını artık düşünmektedir. Bu sevindirici bir şeydir. Dolayısıyla ben annelerin buluşmasının giderek artacağını, bunun da esas çözümün yolunu açacağını düşünüyorum.

DEVLET NE YAPMAK İSTİYOR, ONU ANLAMAK İSTİYORUZ

*KCK olarak Nisan ayından bu yana tek taraflı bir eylemsizlik pozisyonundasınız. Ancak Türk devleti tarafından bu eylemsizlik sürecine dönük herhangi somut bir adım atılmadığı gibi bir muhatap belirleme durumu gelişmedi. Erdoğan başkanlığında Genelkurmay’la ortak yapılan son olağanüstü toplantıda da bunun olmayacağının işareti verildi. Bu politikanın önümüzdeki süreçte de devam ettirilmesi eylemsizlik sürecinin gidişatını nasıl etkiler?

-Önümüzdeki iki haftada çok çeşitli açılardan karşı tarafın tutumunu, yaklaşımlarını detaylı bir biçimde incelemek durumundayız. Biz devletin sorunu gerçekten çözmek isteyip istemediğini öğrenmek istiyoruz. Çözecekse bunu nasıl çözmek istiyor. Bir takım iyi niyet beyanatları oldu. Süslü ve güzel konuşmalar yapıldı. Ama giderek demin de belirttiğim gibi bu daraltıldı, geriye çekildi. Fakat bu tarz yaklaşımla çözümün de gelişmeyeceği görülüyor. Dolayısıyla biz gerçek anlamda devlet ne yapmak istiyor onu anlamak istiyoruz.

Eğer burada yeniden bir oyun tezgahlama politikası var ise bu beraberinde büyük felaketleri getirir. Demokratik açılım adı altında Türkiye’de çok çeşitli çevreler tartışmalar geliştirmektedir. Bu tartışmaların büyük çoğunluğu da olumludur. Özellikle bazı aydın, yazarların çeşitli kesimlerin soruna bakış açıları gittikçe olgunluk kazanmakta ama öbür tarafta devlet katında giderek süreci daraltan işte kırmızı çizgilerle önünü tutmalarla birlikte farklı arayışların da olduğu gözlenmektedir. Örneğin askeriye hazırlık yapıyor. İşte dışişleri bakanı bir oraya bir buraya gidip çeşitli hazırlıklar yapmaktadır. Devletin bir takım özgün kurumları, temsilcileri güneye gelerek insanları kendi çözüm anlayışına ikna etmeye çalışmaktadırlar. Yani ortaya koydukları PKK’yi, Kürt halk Önderliğini dıştalayan, resmi politikalarına zemin bulmak için ciddi bir uğraş sergilenmektedir. Bu tehlikeli bir şeydir.

DTP SORUNUN NASIL ÇÖZÜLECEĞİNİ SÖYLÜYOR, BU SERTLİK DEĞİL

*Nasıl bir tehlike?

-Biz muhatap konusuna nasıl yaklaşılacağını daha önce ortaya koymuştuk. Şimdide çizdiğimiz o çerçeveye bağlıyız. Koyduğumuz çerçeve kapsayıcıdır ve içinde dıştalama yoktur. Şimdi sorunun esas muhataplarını dışında bırakan bir proje üzerinde yoğunlaşmak, bunun için diplomasi çalışması yürütmek çözümde iyi niyeti taşımamak anlamına gelir. İyi niyetli çözüm anlayışı böyle bir politikadan uzak durmalıdır. Kürt halkı çağdaş bir düşünce yapısıyla isyana kalkışmış bir halktır. Bu isyanını bir önderliği vardır. Bu önderlik Başkan Apodur. Bu önderliği dıştalama temelinde isyan ateşini sonra erdirmek mümkün değildir. Bu nedenle biz öncellikli muhatap Önder Apo’dur diyoruz. Bu konuyu görmezden gelen, Kürt halkını rencide eden söylemlerle sorunu çözemezsiniz.

Şimdi deniliyor ki DTP sertlik yapıyor. DTP’nin sertlik yaptığı nedir? Aslında DTP sorunun nasıl çözüleceğini söylüyor. Milyonlar üzerinde etkisi bulunan başkan Apo’yu dıştalamakla, PKK’yi görmezden gelmekle sorunun çözülemeyeceğini söylüyor. Bu bir doğrudur. Bu bir sertlik veya yumuşaklık olmadığı gibi PKK’ye bir yakınlık ya da uzaklık da değildir. Bu bir gerçeğin dobra bir biçimde söylenmesidir. En son Ahmet Türk de “biz cesaretlice görüşlerimizi ortaya koyuyoruz, her yerde de ortaya koyacağız” dedi. Yapılan sadece budur. Yani Kürdistan da gerçekleri gören, aklıselim olan tarafsız her bakış açısı sahibi bunu teslim edecektir. Yani sen hem ben Kürtlerle barışçıl bir biçimde yaşama projesini geliştireceğim diyeceksin hem de bu halkın ölümüne bağlı olduğu değer yargılarını da dıştalayacaksın. Bu mümkün değil, bunun mümkünatı yoktur. Bunu söylemek sertlik falan değil, bunu söylemek gerçekliğin ifade edilmesidir. Eğer şimdi çözüm isteniliyorsa bu gerçekliğin gözetilmesi gerekiyor. Bu gözetilmeden çözümün gelişemeyeceği bir gerçektir.

ZORAKİ BİRLİLİĞİ GÖNÜLLÜ BİRLİĞE DÖNÜŞTÜRMEK

Biz çözümde samimiyiz, Türkiye’nin birliğinden bütünlüğünden yanayız ve biz bu zoraki birlikteliğin de gönüllü birliğe dönüştürülmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu anlamda ısrarlı ve kararlı olduğumuz da açıktır. Son görüşmesinde Başkan Apo bunu bir kez daha vurgulamıştır. Bu bizim için bir taktik falan değildir. Biz halkların gerçek kardeşlik projesi ekseninde bir arada yaşamayı bir strateji olarak ele alıyoruz. Ama bu eşit özgür birliktelik olmalı. Zoraki birliği gönüllü birliğe dönüştürmenin temeli ancak eşit özgür birlik olabilir. Biz böyle yaklaşıyoruz. Bir arada yaşamanın teorisini ortaya koyan, süreci geliştiren Kürt halkını bu aşamaya taşıyan değerleri ve onun sistemini hiçe sayacaksın, görmezden geleceksin ve diyeceksin ki ben kendi başıma Kürt halkıyla barışçıl yaşama projesini geliştireceğim. Bu barışçıl yaşama projesi değil olsa olsa bastırma projesi olabilir.

Yeryüzünde özgürlük mücadelesini yürüten bütün hareketlere karşıtları tarafından terörist denilmiştir. O hareketlerin liderliğini yapan önderlere de terörist başı denilmiştir. Yaser Arafat’a da, Mandela’ya da yıllarca bu söylendi. Özgürlük mücadelesi yürüten önderliklere bu hep söylenmiştir. Ama sonrasında çözüm sürecinde bunun böyle olmadığı, karşılıklı tutum değişikliği ile çözümde ortak nokta bulunmuştur. Yani Yaser Arafat İsrail devletini kabul etti, İsrail de Arafat’ı Filistin halkının bir lideri olarak kabul etti ve sorun böyle çözüldü. Güney Afrika’da da hakeza böyledir. Ve bu büyüklüğü gösteren, politikalardaki değişimi yöneten liderlere de uluslar arası barış ödülleri verilmiştir.

ÇÖZÜM İÇİN ÖCALAN’IN KOŞULLARI DEĞİŞTİRİLMELİ

Önder Apo Kürt halkı tarafından kabul edilmiş bir gerçekliktir. Bize deniliyor ki tek karar organı İmralı mıdır? Arkadaş biz diyoruz ki İmralı bizim önderliğimizdir. Ama bu önderlik kolektif bir önderliktir. Demokratik bir önderliktir. Bu önderlik hareketiyle birlikte karar alır. Bu hareket önderliğin onaylamadığı her hangi bir projeyi uygulamaz. Bunun için eğer siz çözüm istiyorsanız o zaman önderliğin koşullarını değiştirin. Hareketle doğrudan ilişki kurabilecek imkanları yaratın ve bu biçimde karar gücü oluşur. Bu biçimde çözüm gelişir.

İMRALI’DAN ÇIKACAK KARARLARI UYGULARIZ

Gelip bize diyorlar ki siz İmralı’dan çıkacak kararları gerçekten uygulayacak mısınız? Biz elbette uygularız. Ama o önderlik demokratik bir önderliktir. Örgütle önderlik bir bütün düşünür, bu bütünlük her zaman konsensüsü sağlar. Biz sürece öyle dogmatik yaklaşmıyoruz. Biz büyük bir hareketiz. Organizasyonlarımız var, meclislerimiz, kongrelerimiz ve önderliğimiz var. Eğer gerçekten bir çözümden yanaysanız o zaman önderliğimizin koşullarını değiştirir, bizimle diyalog imkanlarını da sağlamalısınız. Nitekim Güney Afrika da böyle yaparak sonuca gitmiştir. Böylece biz her koşul altında daha çözümleyici, daha yetkin bir yaklaşımla süreci derinleştiririz. Yani bu anlamda çeşitli biçimlerde konuyu çarpıtma birbirinden gizleme, birbirinden yalıtma durumu var. Önder Apo ve hareketi birbirinden yalıtılamaz. Bu hareket ve bu halk birbirinden yalıtılamaz. Çünkü benim burada söylediğim şeyi Kürdistan dağlarının başındaki her hangi bir çoban arkadaşımız da söyler, şehir de ki her hangi bir esnaf da, okuldaki herhangi bir Kürt öğrencisi de aynı şeyi söyler. Neyi söylüyoruz biz. Biz Kürt halkının bir halk olmaktan kaynaklı doğal haklarının verilmesini söylüyoruz ve bunu her Kürt böyle söyleyecektir. Şimdi diyorlar ki PKK ayrı Kürtler ayrı. Bunu ayıramazsınız efendim.

BEN KÜRTLERİN YÜREĞİNDEKİ SÖZLERİ İFADE EDİYORUM

Ben Kürtlerin yüreğindeki sözleri ifade ediyorum. Onların çıkarı uğruna hayatımı ortaya koyuyorum. Sen evreni de ayaklandırsan beni ve halkımı birbirimizden ayıramazsın. Öldürebilirsin, imha edebilirsin, bastırabilirsin ama bu hareket ve bu önderlik her zaman Kürt halkının yüreğinde büyük bir yeri kapsayacaktır. Bunu bilmeniz lazım. Bunu ayıramazsınız. Bugün Başkan Apo'nun İmralı’da ileri sürdüğü şeyler Amed kahvelerindeki her insan, bilmem Hakkari’nin zozanlarındaki her kimse, Dersim’deki her bir insan aynı şeyi söyler. Yani açık gerçek şu; Kürt halkı önderliği ile hareketiyle, halkıyla belli bir bütünlük sağlamıştır. Şimdi zorla araya nifak ekmeye çalışıyorlar.

DTP BİR BÜTÜNLÜĞÜ ARZ EDİYOR

Yine DTP’li bazı yöneticiler, ki insan halidir herkes aynı şeyi aynı kavramlarla ifade etmeyebilir, bazen konuşuyorlar diyorlar ki aha bu şahin bu da güvercindir. Öyle bir şey yoktur. DTP de genel olarak bir bütünlüğü arz ediyor. Her bir üyesinin her kelimesi aynı olmayabilir. Önemli olan yanlışlıkların yapılmaması, neyin nerede ne zaman söyleneceğine dikkat edilmesidir. Örneğin bazıları bir yıl önce doğru olan bir sözü bugünde söylemeye çalışıyor, ancak o söz bugün yanlış olabilir. Mesele politika sanatında daha derinleşme meselesidir. Şimdi böyle ele alınacağına kalkıp yok ayrı düşünüyorlar, yok acaba ayrı olamazlar mı, acaba biz bunları ikiye bölemez miyiz, zayıflatamaz mıyız tutumu hep gündemleştiriliyor. Bundan vazgeçilmesi gerekiyor. Bugün Kürt demokrasi ve özgürlük hareketinin her bir bireyi şunu kavramıştır.

BU SÜREÇ ÖNEMLİDİR, BAŞARMA İMKANI VARDIR

Bu süreç önemli bir süreçtir. Bu süreçte başarma imkanı vardır. Başarmak için de bir bütün olmak gerekiyor. Ayrı parçalar halinde birbirinden kopuk bir duruş başarıyı engeller. Bunu herkes biliyor. Dolayısıyla çok doğru bir biçimde tüm Kürt kurum ve kuruluşları ruhsal bütünlüğü, siyasal bakış açısı bütünlüğünü sergiliyor. Bu başarı için önemli bir faktördür. Bugün Kürdistan özgürlük hareketi de legal, illegal bütün organlarıyla bunu yapmaktadır. Bu hareket demokratik bir harekettir, herkes kendi görüşünü söyler bu camia içinde. Bu camianın tek kalıp halinde sözleri olmayabilir ama ruhsal bütünlüğü ve amaç birliği vardır. Bu amaç birliği ve ruhsal bütünlüğü onun güçlü birlik zeminini oluşturmaktadır. Bunun artık anlaşılması, görülmesi gerekmektedir. Herkes de önder Apo'nun bakış açısını esas alıyor. Ama önder Apo tek başına kendisinin bir karar merkezi olduğunu hiçbir zaman söylememiştir. Belirttiğim gibi kolektif bir önderliktir, demokratik bir sistemin başıdır. Demokratik sistemimiz işleyerek karar organı vuku bulur. Ama sen işte ben Öcalan’ı dışında tutuyorum, yok şunu dışında tutuyorum dersen o zaman olmaz yani. Çünkü bu bir sistemdir, bir bütündür. Dolayısıyla bunun böyle doğru algılanması lazım. Doğru algılanmadığı için sürekli farklı dayatmalar gelişiyor.

KÜRT ÇOCUĞUN TV’DEKİ ‘TARİHİ’ SÖZÜ

Geçen gün bir televizyonda çocukların katıldığı bir siyasi tartışma programı vardı ve gerçekten çocuklar çok ilginç bir biçimde tartışıyorlardı. Orada konuşan bir çocuk “herkesin bir önderliği varsa Kürt halkının da bir önderliği var” diyordu. Bu çok tarihsel bir sözdür. Bu söz aslında her şeyi ortaya koymaktadır. Kürt halkıyla kalıcı bir biçimde barış içinde yaşamanın en önemli çözüm formülüdür.

İMRALI’DA RİSKLİ DÜZENLEME

*Bir dönem sayın Öcalan’ın başka tutukluların götürüleceği söyleniyordu. Ancak son dönemlerde basına yansıdığı kadarıyla PKK tutsakları dışındaki kimi tutsakların götürüleceği de iddia ediliyor. Öcalan’ın yanına yapılacak düzenlemeler için neler söyleyebilirsiniz?

-Önderliğimizin içinde tutulduğu İmralı sistemi özünde bir işkence sistemidir. 11 yıla yakın bir zamandır tek başına tutularak bir psikolojik işkence sistemine tabi tutma vardır. Bir uluslar arası kuruluş olan CPT’nin Türk devletinden istediği tecridin kaldırılması ve tek kişilik konumunun ( bu da bir işkence yöntemidir.) değiştirilmesidir. Halkımızda koşulların düzeltilmesi yönünde yıllardır çeşitli eylemler yapmıştır. Şimdi Türk devleti 8 kişi daha İmralı’ya götürme planı yapmaktadır. Bu bir açıdan olumluya yorumlanabilinir. Ancak götürülecek kişilerin başka örgütlerden de seçilecek olması, özellikle de hareketimize karşı düşmanlık yapan kesimlerden insanların da arasında olacağı bir grubun İmralı’ya götürülmesi kesinlikle önderliğimiz üzerinde bir tehdit olgusunun geliştirilmesi olacaktır. Önderliği normalleştiren ve hatta yaşamını tehdit altına sokan böyle bir düzenleme kesinlikle beraberinde tehlikeli durumlar getirecek ve biz böyle bir düzenlemeyi asla kabul etmiyoruz. Devlet böyle bir uygulamadan vazgeçmelidir. Çünkü bu çok riskli olacaktır ve halkımız tarafından hiçbir biçimde kabul edilmeyecektir.



*Kürt halkı ve demokratik güçler Amed, Van ve İstanbul’da gerçekleştirdikleri barış mitingleriyle sorunun çözümünde önemli bir aktör olduklarını ortaya koydular. Siz Kürt halkı ve demokratik güçlerin sürece katılımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yönlü Kürt halkına, demokratik güçlere, sanatçılara, aydınlara ve sorunun çözümüne duyarlı tüm kesimlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

-Özellikle bir eylül vesilesiyle Amed, İstanbul ve Van’da gelişen mitinglerle de bir kez daha Kürt halkının çözüm perspektifi ortaya konulmuştur. Yukarıdaki soruda da ifade ettiğim gibi Kürt toplumu bir bütündür. Onun ovası, şehri bir bütün Kürt siyaseti çözüme hazırdır. Kürt halkı bölüp parçalanmayı, bir tarafının kabulünü bir tarafının da dıştalanması durumunu kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Önder Apo'nun çözüm sürecindeki rolü ve yeri yüz binlerce insan tarafından sloganlarla, pankartlarla ifade edilmiştir. Bu defalarca tekrarlanan bir gerçekliktir. Eğer kabul edecekseniz Kürt halkı budur. Bu çerçevede çözüme hazırdır.

Şunu söylemek istiyorum. Biz sürecin gerçek demokratik çözüm sürecine evirilmesini istiyoruz. Bunun için süreci zora sokacak her hangi bir davranışta bulunmak istemiyoruz. Zaman zaman çatışmalar yaşanıyor, kayıplar yaşanıyor. Bunlar bizim irademiz dışında gerçekleşen olaylardır.

OPERASYONLAR DURURSA KAYIPLAR YAŞANMAZ

Operasyonların durması halinde bu kayıpların yaşanmayacağı açıktır. Bunun için bu çatışmalarda yaşanan kayıplarda bizim eylemsizlik sürecimizi operasyonla cevaplayan güçler sorumludur. Belki operasyonların dozajı biraz azaltılmış ama halen bir sistematikliği de vardır. Özellikle yoğun top saldırıları, hava saldırıları kuzey Kürdistan ve sınır hatlarında sürekli geliştirilmektedir. Yine Kürt halkı üzerindeki baskılar, faili meçhul olaylar Beytüşşebap örneğinde görüldüğü gibi yaşanmaktadır. İstanbul’da ikinci kezdir tekrarlandığı gibi insanlar salt Kürt oldukları için öldürülmektedir. Yani bizim iyi niyetimiz bu biçimde karşılanmamalıdır. Eğer bir çözüm iddiası varsa bizim geliştirdiğimiz çatışmasızlık süreci daha doğru karşılanmalı, toplumu geren operasyonlarla süreci zora sokan, sabote eden süreci baltalayan tutumların önlenmesi gerekmektedir.

Bu durum bizi zorlamaktadır. Halen bir taraftan Kürt sorununun çözümünden söz ediliyor ama diğer taraftan on yaşındaki bir çocuk alkışlanması gereken bir biçimde kendi yaşıtlarına hem de kendi evinde Kürtçe ders veriyor diye kalkıp dava açıyorlar. Neden peki? Peki on yaşındaki bir Türk çocuğu Türkçe öğretme dersi verseydi dava açarlar mıydı? Açmazlardı. Peki niye Kürtçe ders verdiği için o çocuğa, annesine ve babasına dava açılıyor? Demek ki hala bu toplumun değer yargılarına, hassasiyetlerine düşman gözüyle bakma vardır.

TOPLUMSAL DEĞERLERİMİ BÖLÜCÜLÜK OLARAK GÖRÜRSEN SENİNLE NASIL BÜTÜNLEŞECEĞİM?

Biz diyoruz ki, siz Kürt halkının önderliğine, değer yargılarına, diline, kültürüne ismine düşmanca yaklaşımı sona erdirecek misiniz erdirmeyecek misiniz? Sona erdirirseniz bunu pratikte görelim. Şimdi hükümet yetkililerinin bu kadar konuşmaları vardır. Biz pratikte hiçbir olumlu şeyi göremiyoruz. Yani AKP hükümeti çıkıp da söyleyebilir mi, bak işte biz üç aydır süreci geliştiriyoruz şu şu iyi şeyleri yaptık, diye. İkide bir biz TRT 6’i açtık diyorlar. TRT Şeşi açtın ama bu kadar yasak da halen de devam etmektedir. Tarihe geçmiş büyük şair olan Cegerxwin Kürt halkı için büyük bir değerdir. Cegerxwin’in isminin bir belediye tarafından bir yere verilmiş olmasını bölücülük olarak değerlendiriyorlar. Sen benim toplumsal değerlerimi bölücülük olarak görürsen ben nasıl seninle bütünleşeceğim. Aslında senin yaptığının kendisi bölücülüktür. Neden bunu görmüyorsun. Bugün Kürt halkını ötekileştiren, küçümseyeni Kürt değer yargılarına saygısız yaklaşan tutum bölücü tutumdur.

HALK NASIL AKP’NİN CİDDİYETİNE İNANACAK

Bugün özgürlük hareketinin geliştirdiği siyaset bütünleştiren bir siyasettir. Türkiye’deki milliyetçi siyaset ötekileştiren, zoraki birliği dayatmayla bölücülüğü geliştiren bir siyasettir. Hatta benzer yaklaşımları AKP içinde de görüyoruz. Mesela bir Bekir Bozdağ denilen AKP grup başkanvekilinin konuşması Kürt halkının değerlerine hakaret anlamında Bahçeli’ninkinden geri değildir. Bahçeli’nin yine bir çizgisi ve tutarlılığı var. Ya bu AKP milletvekilinin duruşuna ne denilecek. Bu şekilde Kürt halkı nasıl AKP’nin ciddiyetine inanacak. Nasıl güvenecek. Adam kalkıp on yıl önce niye siz idam etmemişsinizi tartıştırıyor, urganı tartıştırıyor. Bu kadar ahlaksızca saygısızca bir tutum olabilir mi? bu mantık mı sorunu çözecek, bu mantık mı Kürt halkıyla kardeşliği sağlayacak. Hayır. Bu zihniyetin değişmesi gerekiyor. Aksi taktirde güven olayı gelişemez.

Kürt halkını sürekli ikinci sınıf gören onun hiçbir değer yargısını dikkate almayan, her türlü hakareti normal bir siyaset bilen ırkçı anlayıştan vazgeçilmesi gerekir. Irkçılıkla Türkiye’nin birliği sağlanamaz. Irkçı siyaset Türkiye’nin parçalanması demektir. Bu anlamdaki üslup ve tarzlar bu dönemde gerçekten önemlidir ve görüyoruz ki hem bir sürecin geliştirileceğinden söz ediliyor hem de Kürt halkına karşı öyle hakaretvari üslup, tarz, operasyon, linç etme politikaları da devam ettiriliyor. Yani ben şunu söylüyorum, bu zihniyetin değişmesi lazım. Bu zihniyetle bütünlük, beraberlik sağlanamaz. Bu noktada biz süreci tümüyle olumsuzlamıyoruz. En azından bu tartışma sürecinin gelişmesi, hükümetin resmen bu sorunun çözümünü gündemine aldığını ilan etmesi kuşkusuz önemli bir gelişmedir. Ve biz bunun halkımızın mücadelesiyle ulaşılan sonuçlar olduğunu da söylemek durumundayız. Bunlar çözüme dönük olumlu şeylerdir. Fakat ortada pratik bir adım olmadığı gibi giderek sürecin daraltılmasına dönük bir üslup ve tarzın geliştirilmesi kuşku ve kaygılarımızı arttırmış bulunmaktadır.

Bu kaygıların daha da arttığı bir dönemde özellikle yol haritasının verilmeyişi, bize daha değişik bazı dayatmalarda bulunulması bizim devletin politikası hakkındaki kuşkularımızı daha da arttırmaktadır. Onun için bizde temkinli davranmak, hesaplı yaklaşmak ve süreci bütün boyutlarıyla değerlendirmek durumundayız.

İçinden geçtiğimiz günler bizim açımızdan değerlendirme günleridir. Biz çok yönlü biçimde devletin uygulamalarını, politikalarını demeçlerini incelemek durumundayız. Kendi durumumuzu ayarlamak üzere çeşitli tartışma ve kararlaşma çabalarımız olacaktır. Umarım iyiye, olumluya doğru izlenimler artar. Özellikle önümüzdeki iki hafta içerisinde olumlu bazı pratik tutumlar görülür, halkımızın hareketimizin ve partimizin mensuplarının kaygılarını azaltan bazı davranışlar gelişir ve bu biçimde sürecin olumlu bir yöne evirilmesine dönük ortam oluşur. Yoksa her gün ortaya çıkıp Kürt halkının iradesini ve özgürlük hareketini hiçleştirmeye dönük üslup ve tarzlar eşliğinde operasyonların sürdürülmesi biçimindeki yaklaşımlarla olumlu ortamın oluşmayacağı açıktır.



KURBANLIK KOYUN DEĞİLİZ

Bu konuda herkese sorumluluklar düşüyor. Özellikle başta Türkiye’deki aydın, yazar, sanatçı ve gazeteciler olmak üzere çeşitli siyasal çevrelere, sivil toplum kuruluşlarına önemli rol düşüyor. Yine Kürt halkının sürece duyarlı yaklaşması, herhangi bir yanılgıya düşmeden ne öyle aşırı beklentilere girme ne de umutsuzluğa kapılmaması gerekir. Fakat mevcut geliştirilen süreç bir çözüm sürecinden ziyade bir tasfiye süreci olarak dillendirilmekte ve yönü de oraya doğru gitmektedir. Ancak herkes bilmeli ki biz kurbanlık koyun değiliz, kendimizi tasfiyeye de yatıracak durumda değiliz. Gücümüz var, tecrübemiz var, siyasetimiz var. Biz sadece şunu söylüyoruz. Tasfiye amaçlı üstü örtülü politikalar vahim sonuçlar yaratır. Biz bu konuda barışçıl çözümde ısrarlı ve samimiyiz ancak aptal değiliz. Her türlü olasılığa karşı da hazırlıklarımızı yapmak zorundayız. Bunu halkımız, dostlarımız bilmeli ve kimse bizim bu yaklaşımlarımızı da farklı yorumlamamalıdır. Elbette ki biz her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olacağız.

KİMSE YANLIŞ HESAP YAPMAMALI

Şimdi deniliyor ki efendim uluslar arası koşullar sizin aleyhinizedir. Hayır o size göre öyle olabilir, size gözüken taraf öyle olabilir. Bir de bize gözüken taraf vardır. Bu konuda biz gerekirse yıllar yılı kendimizi savunacak ve davamızı ilerletecek argümanlara, rezervlere sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Bu konuda kimse yanlış hesap yapmamalı, doğru yaklaşmalıdır. Biz çok büyük konuşmuyoruz. Ama basit bir güç de değiliz. Bu kadar uluslar arası gücün desteği temelinde saldırılar gerçekleşmiş ve biz bu saldırılar karşısında ayakta dimdik durmayı başarmış, kendisini yenilemiş ve güçlendirmiş bir hareketiz. Bu anlamda moral ve motivasyonu sağlamış, inanç ve kararlılığı yükseltmiş, başarma azmini güçlendirmiş bir konumdayız. Şunu belirtmem gerekir ki en zor yıllar olan 99-2004 arası süreçte geriletemeyenler bu dönemde hiç geriletemezler. O dönemde gerilemeyen bir hareket bu dönemde asla ve asla gerilemez. Çünkü kendi yol yordamını artık bilen, bu konuda yeterli kadroya, zemine, imkana ve tecrübeye sahip bir harekettir. O açıdan kimse kendisini yanıltmamalıdır. Bizim çözüme dönük politikalarımız sanki işte başka gidecek yol kalmadı, önümüz tıkanıyor onun için böyle geliştiriyoruz gibi değerlendirilmemeli. Hayır öyle değil, öyle değerlendirmeler kişiyi doğru sonuca götürmez. Farklı platformlar vardır. Bunun bilinmesi gerekiyor. Ben şunu söyleyeyim Kürt sorununun çözümünden yana olmayan çatışmanın sürdürülmesinden yana olan güçler vardır. Ama biz diyoruz ki, biz bize kendi sorunumuzu aramızda daha fazla yıpranma yaşanmadan çözmeliyiz. Halklarımızın çıkarı bunu gerektiriyor. Türkiye’nin çıkarı bundan geçer. Bunun doğru görülmesi lazım. Yoksa biz şu güçle bu güçle konuştuk onun için sizi daraltmışız, hadi gelin teslim olun denilmemeli. Hayır sen ittifak kurabilirsin, biz de ittifak kuruyoruz. Bizim de çeşitli dayanaklarımız vardır. İç dış dayanaklarımız vardır. Yani ben her şeyi açık söylemek durumunda değilim. Ama pozisyonumuzun zayıf olmadığını herkes bilmeli.

HER ZAMANKİNDEN DAHA GÜÇLÜ POZİSYONDAYIZ

Özellikle halkımız bu konuda emin olmalı. Bizim pozisyonumuz her zamankinden daha güçlü bir pozisyondur. Biz bu güçlü pozisyona rağmen Türkiye’nin üniter yapısını zedelemeden Türkiye’nin hassasiyetlerini de dikkate alan, Kürt halkının da hassasiyetlerini kapsayan bir çözüm perspektifi temelinde sorunu çözmek istiyoruz. Ama buna rağmen çözüme gelinmez, bizim tasfiyemizde ısrar edilirse biz kendi siyasetimiz doğrultursunda davamızı daha da ilerletebilecek olanak ve imkanlara da sahip olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Halkımız bunu bilmeli. Bu temelde yüksek bir öz güvenle siyasal demokratik mücadelesini daha fazla güçlendirmelidir. Önder Apo'nun yol haritasının verilmesi için demokratik eylemsel gücünü ortaya koymalı, Türk devletinin Kürt halkını küçümseyen, onun değer yargılarını hiçe sayan politikalarına karşı tavır geliştirmeli, demokratik barışçıl çözüm tutumunu daha güçlü bir biçimde ortaya koyabilmelidir. Özellikle Kürt gençliği, kadını ve yurtsever Kürt halkı bu tarihi dönemde üstüne düşen görevlerin gereğini yerine getirmeli ve güçlü bir iradeyle demokratik çözümü olmazsa olmaz kabilinde dayatmalı ve bunu toplumsal mücadelesiyle herkese daha açık ve daha yüksek bir sesle göstermelidir. Biz bu dönemde, hareket olarak, hem savunma güçleri hem sistemin tüm çalışanları hem de yurtsever halkımız tüm demokratik kurum ve organlarıyla birlikte bu denli güçlü birliği sergilediğimiz, bu iradeyi önder Apo'nun çizgisinde şehitlerimizin izinde ortaya koyduğumuz oranda kesinlikle başarıyı yakalar ve demokraitk çözümü kalıcı bir biçimde geliştirme gücünü ve iradesini ortaya koyarız.

*Son dönemlerde Kürdistan çeşitli yerlerde aşiret kavgaları baş gösterdi. Bu da Kürt toplumunu içten parçalama amaçlı olarak değerlendirildi, siz nasıl görüyorsunuz?

-Özel savaş sadece askeriye ve polis gücüyle, bilinen kolluk kuvvetleriyle Kürt özgürlük hareketini engelleme ya da tasfiye etmeye çalışmıyor. Özgürlük hareketini gerçek amacından uzaklaştırmaya dönük değişik yol yöntemlerle üstü örtülü politikalarla Kürt toplumunu güçsüzleştirme, teslim olmaya hazır bir toplum haline getirme politikası vardır. Yani özel savaşın bir görünen uygulamaları ve tedbirleri var bir de Kürt gençliğini, değişik uygulamalarla farklı kurumlar yoluyla çeşitli biçimlerde çekerek etkilemeye çalışırken din vb duyguları da istismar ederek halkımızı ulusal demokratik mücadeleden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Öbür taraftan da yozlaştıran, ahlaki düşkünlüğü geliştiren, çeşitli kötü alışkanlıkları içkiciliği, eroinciliği yaygınlaştıran yol yöntemlerle de Kürt halkının öz dinamikleri bertaraf edilmek istenmektedir. Bununu gibi politikalar mevcuttur.

SUNNİ NEDENLERLE AŞİRET KAVGALARI ÇIKARILIYOR

Son yıllarda hareketimizin gelişmesiyle birlikte Kürtler arası kavga, çekişme, didişme, aşiretler arası önceden bitmeyen tükenmeyen kan davaları ve çatışma azalmış bulunmaktadır. Belli ki bundan rahatsız olan çevreler, özel savaş odakları vardır. Onun için zaman zaman bakıyoruz ki Sünni nedenlerle aşiret kavgaları yaratılmaktadır. İşte Silopi de, Urfa’da, Van görülen çatışmalar var. Bunlar yönlendirmedir. Belki de o çatışan insanlar farkında değildir. Ama bunlar kesinlikle özel savaş odaklarının Kürt toplumunu güçsüzleştirme politikası çerçevesinde gündemleşen olaylardır. Bu konuda ben bütün ilgili çevreleri, aşiret kesimlerini, yurtsever insanlarımızı uyarmak istiyorum ve metanete davet ediyorum.

Bu konunun gündemleştirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Bir taraftan Zanqırt köyünde görüldüğü gibi koruculuk statüsü ile insanlara rant peşkeş çekilerek insanların ne kadar insanlıktan çıkarıldığı, kendi en yakın akrabalarını bile bir hiç pahasına katliamdan geçirebilecek düzeyde en sadist bir düzeye getirilerek katliamcı yapılırken, diğer taraftan da aşiretler arası Sünni sorunları tahrik ederek çatışmalar yaratma politikası daha da yaygınlaşabilir. Bu konuda tüm yurtsever aşiret çevreleri duyarlı olmalıdır. Halkımız birlik bütünlük içinde süreci karşılamalıdır. Özellikle bu mübarek ramazan ayı içerisinde ve yakınlaşan ramazan bayramı vesilesiyle tüm halkımızı kendi iç barışını sağlamaya çağırıyorum. Bu konuda Kürdistan’daki sivil toplum kuruluşlarını ve demokratik siyasal örgütleri aşiretler, aileler arasında yaşanan sorunları çözmeye dönük çaba göstermeye çağırıyorum. Halkımız birliğini korumalıdır. Tüm Kürt halkı ruhunu satmayan, kendini satmayan bütün yurtsever çevreler bu dönemde iç kavgaların gelişmemesi için kendi iç sorunlarını diyalogla, tartışmayla, danışman meclislerinin kararlarıyla çözmek için çaba göstermelidir. Bu kavgaları sona erdirmeyi her kişi kendisi için temel bir yurtseverlik görevi olarak ele almalı ve kendisine yurtseverim diyen insanlar bu tür iç kavgalarda taraf olmamalı tersine yatıştırıcı, bir rol oynamalı ve bu misyonun gereklerini yerine getirmelidir. Bu temelde Kürdistan’daki tüm demokratik kurumları, dindar çevreleri herkesi toplumsal barışın hem Kürtler arasında hem Kürtler ile komşu halklar arasında gelişmesi için çaba göstermeye çağırıyorum.

NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR

ANF NEWS AGENCY


© 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê