Serdem: Erdoğan’ın yenilgisi işbirlikçilerin de yenilgisidir

KDP’nin Erdoğan ile kader birliği yaptığını söyleyen KCK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Ronî Serdem “Kurdistan ve bölgede istikrarsızlığın esas sebebi Erdoğan ve ortaklarıdır. Erdoğan’ın yenilgisi aynı zamanda işbirlikçilerinin de yenilgisi olacaktır" dedi.

KCK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Ronî Serdem Güney Kürdistan’da yayınlanan Hawlatî gazetesine konuştu. Türkiye ve Bakurê Kurdistan’da 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin Kurdistan’ın dört parçası için taşıdığı önem, Erdoğan rejiminin Kürt halkına karşı yürüttüğü imha savaşının ulaştığı boyut ve Erdoğan’ın işbirlikçilerinin seçim öncesi aldığı pozisyona ilişkin yöneltilen sorulara Ronî Serdem şu yanıtlar verdi:

Türkiye’de parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor, Erdoğan ve partisinin “Altılı Masa İttifakı” karşısında kaybedeceğini düşünüyor musunuz?

Türkiye Cumhuriyeti bu yıl itibariyle 2. yüzyılına girecek. Yani yüz yıllık bir devlet olmayı geride bıraktı. Erdoğan ikinci yüzyılda devletin sistemini ve rejimini değiştirmeyi hedefliyor. Bunun için de ilk yüzyılın son çeyreğinde yeni rejimin alt yapısını oluşturmak için ciddi adımlar attı. Yeni rejime geçiş, Erdoğan’ın gizli ajandası olarak hep vardı. Ama son birkaç yıla kadar bu gizli ajandasını açık etmemeye gayret gösterirken, son beş yılda bu amacını tamamen açık etmeye başladı ve ciddi adımlar attı. Bu süreçte de aşırı milliyetçi kesimlerle ittifak kurdu. Yani dinci ve milliyetçi ittifak ikinci yüz yılın rejimini oluşturmaya başladı. Bu durum eski rejime bağlı, Erdoğan rejiminden kaygı duyan herkesi tedirgin etmeye başladı. Özellikle Kemalist, seküler kesim Erdoğan’ın İslamist adımlarından duyduğu rahatsızlık ve korkusunu daha cesur ifade etmeye başladı. Bir kısım muhafazakâr ve milliyetçi kesim de aşırıya kaçan bu adımlardan ve Erdoğan’ın amacına ulaşmak için giriştiği gözü kara politikalardan endişe duymaya başladı. Bu kesimin önemli bir bölümü yakın zamana kadar Erdoğan ile beraber siyaset yapanlardan oluşmaktadır.

Altılı Masa dediğimiz ittifak bu nedenlerle bir araya gelmiş kesimlerdir. Yani ilk yüzyıldaki rejimin temel aktörleri olmaktadır. Öncelikle Erdoğan’ın son 8 yılda yaptığı tüm icraatlarının ortağı veya onaylayanı olan bir kesimdir. Durum böyleyken neden şimdi karşı duruyorlar? Asıl önemli ve anlaşılması gereken husus bu olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken üç toplumsal kesimin inkârı ve tasfiyesi üzerine kurulmuştu. Birinci kesim Kürt halkıydı. İkincisi saltanatçı ve İslami kesimdi, üçüncüsü de sol, sosyalist kesimlerdi. Yüz yıla yakın süre içerisinde bu üç kesim rejimle şu veya bu şekilde mücadele etti ve çelişkiler yaşadılar.

HAREKETİMİZ VE ÖNDER APO DIŞINDA DİRENEN KALMADI

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle rejim İslamcıları yanına ve içine de alarak dönüştürmeye çalıştı. Erbakan ile kısmen bunu başaran rejim Erdoğan ile bu süreci tamamlamakla kalmadı, bu kesime Kürtlerin imhası karşılığında rejim teslim edildi. Sol, sosyalist kesim ise 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle aldığı sarsıcı darbenin devamı olarak 1990’ların ikinci yarısı itibariyle rejime tehdit olmaktan çıkarıldı ve ezildi. Geriye direnen ve her geçen gün daha da büyüyen sadece Önder APO öncülüğündeki PKK direnişi kaldı. İşte Erdoğan devletin ve rejiminin tüm çabalarına rağmen ezemediği, geriletemediği, tersine her geçen gün daha da büyüyen Kürt direnişini bitirme vaadiyle devletin tam desteğini, tüm politik kesimlerin onayını istedi ve aldı. Adeta sultan yetkileri ile kendisini donatmasının ve tek adam rejiminin temellerini atmasının yolunu ona açan “Kürt direnişini bitirme, Kürtleri soykırımdan geçirme” iddiası ve vaadi oldu. Bu nedenle son çeyrek yüz yılda Türkiye’de herkes ya Erdoğan’a teslim oldu ya da tasfiye oldu. Kürt özgürlük mücadelesi ve Önder Apo haricinde neredeyse direnç gösterecek kimse kalmadı. PKK direnişini tasfiye etmek ve Kürtleri ikinci yüzyılda ‘devletin başına bela’ olmaktan çıkarma vaadinde Erdoğan başarılı olamayınca, diğer kesimler cılız da olsa tepkiler göstermeye başladı ve yeni rejim inşasının önünü almak için bir araya gelmeye başladılar. Kısacası Erdoğan’a karşı gelişen bu odaklar varlıklarını esas olarak Önder Apo ve PKK’ye borçludurlar. Eğer Önder Apo ve PKK Erdoğan’a karşı yenilmiş ve ezilmiş olsaydı, Erdoğan ikinci yüz yılın Atatürk’ü olacaktı, kimse de karşı duramayacaktı. PKK direnişi bu planı bozunca, başarısız olan Erdoğan’a karşı diğer politik kesimler harekete geçmeye ve bir araya gelmeye başladı. Altılı Masa ve oluşturduğu ittifak bizce bu şekilde ifadeye kavuşturulursa daha doğru olacaktır. Yani daha düne kadar her açıdan Erdoğan ile beraber olan veya ona her türlü desteği verenler, Erdoğan Kürt direnişine karşı yenilip, zayıflayınca ona karşı çıkmaya başladılar. Erdoğan dinci ve ırkçı kesimlerden oluşan ittifakına Cumhur ismini koymuş, ona karşı bir araya gelen sistemin diğer güçleri de oluşturdukları ittifaklarına Millet ismini vermişlerdir.

Seçim bu iki blok arasında geçecekmiş gibi görünse de esas olarak her iki bloktan da keskin çizgiler ile ayrılan, ileri demokratik değerleri savunan, Kürtler, Aleviler ve yüzyıl boyunca inkâr edilen, çeşitli kırımlardan geçirilen tüm etnik, inanç ve kültürel kesimleri temsil eden üçüncü blok olan Emek ve Özgürlük İttifakı seçimlerin asıl belirleyeni olmaktadır. Başta kadın özgürlüğü olmak üzere demokratik ve ekolojik değerlere bağlı olan bu cephe, seçimlerin kilit rolünü elinde tutmaktadır.

Bu cephenin öncülüğünü, 10 bin civarı üye, parlamenter, belediye başkanı ve yöneticisi tutuklanıp cezalar almasına rağmen, teslim olmayıp, direnmeyi seçen HDP ve beraberindeki sol, sosyalist ve demokratik kesimler yapmaktadır. Bizce önümüzde ki seçimlerde Erdoğan’ı ve faşist iktidarını asıl yenecek olan, millet ittifakı değil, Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Emek ve Özgürlük İttifakı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kimi desteklerse o kazanacaktır. Aynı şekilde parlamento seçimlerinde alacağı vekil sayısı ile, yeni hükümetin kurulmasında kilit rolde olacaktır. Sorunuza bu nedenle evet veya hayır gibi bir cevap vermektense bazı izahatlar yapmamız gerekmekteydi. Sorunuzda sorduğunuz gibi Millet İttifakı değil, Emek ve Özgürlük İttifakı Erdoğan faşizmini bitirecektir. Erdoğan faşizmi devrildikten sonra, eldeki verilerin gösterdiklerine göre, yeni hükümetin kurulmasında Emek ve Özgürlük Cephesi yine kilit rolde olacaktır. O nedenle seçimlerden sonra kimin hükümet olup olamayacağı Yeşil Sol Parti ile yapılacak müzakereler sonucu belirlenecektir. Muhtemel seçim sonucunu böyle görüyoruz. Şu kesinleşmiş gibidir; Erdoğan hem cumhurbaşkanlığını hem de parlamento çoğunluğunu kaybediyor. Şu da kesin gibidir; Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük Kürt düşmanı olmuş ve bu düşmanlıkta zirve yapmıştır. Ondan sonra kim gelirse gelsin bu düzeyde ve bu yöntemlerle Kürt düşmanlığını yapamaz, yürütemez. Çünkü bu düşmanlık zirvedeyken yenildi.

ÖNEMLİ ERDOĞAN FAŞİZMİNİN YENİLMESİDİR

İstanbul ve Ankara belediye başkanları Kılıçdaroğlu’na desteklerini ifade ettiler. Kürtler de belli düzeyde destekliyorlar. Bu konuda düşünceniz nedir?

Kimin Kılıçdaroğlu’nu desteklediği veya desteklemediği bizim için çok önemli değildir. Önemli olan Erdoğan faşizminin yenilmesidir. Çünkü Erdoğan Kürt sorununu çözme vaadiyle iktidar olma biletini almıştı. Ama 21 yılın ardından açıkça görüldü ki Türkiye tarihindeki soykırım siyasetini derinleştirerek zirveye çıkarmak istedi. Eski tüm iktidarlarda da Kürt düşmanlığı vardı. Kürt kırımlarına imza atanlar az değildir. Ama hiçbirisi Erdoğan düzeyinde ve yaygınlığında düşmanlık yapmadı. Bu nedenle Kürtler bu seçimlerde doğal olarak Erdoğan karşısında en makul ve uygun adayı destekleyecekler diye düşünüyoruz. Bunun olması için bizim veya başka birilerinin Kürtlere bir şey söylemesine gerek yoktur. Çünkü Erdoğan’ın Kürt düşmanlığını, dinci, milliyetçi ve kadın düşmanı rejimini en çarpıcı şekilde, iliklerine kadar yaşadılar. Bu durumu sadece Kuzey Kurdistan’daki halkımız değil, Rojava, Başur, Rojhılat ve Avrupa’da ki halkımız da bire bir gördü ve yaşadı. Erdoğan rejimi halkımıza karşı ne kadar büyük bir düşmanlık yaptıysa, halkımız da Erdoğan’ın soykırım ve inkâr siyasetine karşı o düzeyde taviz vermeden topyekûn direndi. Tabi Erdoğan bir grup işbirlikçi kesimi yanına aldı. Bunlar da “cehş” olarak Erdoğan’a hizmet edenlerdir. Özellikle KDP ve uzantıları bütün bu olanlara karşı hala Erdoğan faşizmiyle iş birliği yapmaya devam etmekteler. Bu kesimleri faşizme direnen halkımızın dışında tutuyoruz. Bu nedenle Erdoğan faşizmine karşı halkımız ve Türkiye demokratik kamuoyu en doğru aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu görmeleri doğal bir durumdur.

100 SANDALYE ALMA POTANSİYELİ VAR

Türkiye’deki parlamento seçimlerinde Kürtlerin bu kez 100 sandalye kazanabileceğini düşünüyor musunuz?

Parlamento seçimleri, Kürtler ve demokrasi güçleri için Cumhurbaşkanlığı seçiminden daha önemli bir pozisyondadır. Elimizdeki verilere göre yeni parlamentoda ne Millet ne de Cumhur ittifakı çoğunluk sağlayamıyor. Yeni hükümetin kurulması Yeşil Sol Parti’nin yaklaşımına bağlı olacaktır. HDP’nin kapatılma davası nedeniyle seçimlere Yeşil Sol Parti ismiyle girdiğini biliyorsunuz. Bu nedenle sandalye sayısı çok önemli olacaktır. Yeşil Sol Parti sadece Kürtlerden oluşmuyor. Ana gövdesini Kürtler oluştururken, Türkiye’de ki tüm ezilmiş sınıfları, halkları, inançları ve kültürleri temsil eden kesimleri de kapsamaktadır. Sol, Sosyalist ve demokratik parti ve şahsiyetler de içerisinde yer almaktadır. O nedenle Kürtler demek eksik kalacaktır. Ciddi bir hile ve oy hırsızlığı olmaz ise Yeşil Sol Parti 100’e yakın sandalye alabilecek potansiyele sahiptir. Elimizdeki tüm veriler bunu göstermektedir. Hatta daha fazla sandalye alması sürpriz olmaz bizce.

Erdoğan iktidarının Başurê Kurdistan’a saldırmaya ve gerilla güçlerini bombalamaya devam ediyor mu, yoksa KCK’nin depremin ardından ilan ettiği ateşkesten sonra saldırılarda azalma oldu mu?

Bildiğiniz gibi Kuzey Kurdistan’da yaşanan depremden sonra yönetimimiz, halkımız yaralarını sarana kadar insani ve ahlaki sorumluluk gereği eylemsizlik kararı aldı. Sömürgeci, işgalci Türk devleti daha on binlerce insan enkaz altındayken operasyonlarını sürdürdüğü gibi, yeni operasyonlarda başlattı. Yüz binlerce askerden oluşan faşist Türk ordusu deprem olduğunda deprem alanına arama-kurtarma çalışmaları için asker göndermemesi çok eleştirildi. Savunma bakanı olan, Kürt düşmanı Hulusi Akar bu eleştirilere karşı, “orduyu deprem için gönderemezdik, çünkü sınırlarımızda ve sınır dışında devam eden operasyonlar var. Kürtlere karşı operasyonlarımızı durduramayız” dedi. İnsanların çadır, su vb. hayati ihtiyaçlarını hala temin edemediği bir durum ortadayken, depremzedeler için toplanan çadır ve yaşam malzemeleri, Zap, Avaşin ve Metina’da ki operasyon bölgelerinde gerillalarımızın eline geçti. Arkadaşlarımız bu malzemelerin görüntülerini de yayınladılar. Bunları Gerilla TV sitelerinden görmeniz mümkün. Erdoğan’ın bu seçimleri kaybetmesi sadece yargılanmasına neden olmayacak. Bu seçimler Erdoğan için varlık-yokluk meselesidir. Çünkü devletin tüm imkanları sonuna kadar Erdoğan’ın emrindedir. Ama buna rağmen PKK’yi tasfiye edememiş, başarısız olmuştur. Başarısız olan yargılanır, bedelini belki de malı ve canı ile öder. Erdoğan bunu çok iyi biliyor. Çünkü PKK’ye karşı 2008’de Zap’ta başarısız olan tüm ordu komutanlarını yargılamış, yıllarca zindanda tutmuş ve bazıları zindanda ölmüştür. Aynı durumun ve daha fazlasının kendi başına da geleceğini iyi biliyor. Ülkenin ekonomisini Kürtlere karşı savaşta bitirdi, hukuk ve yasaları Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta yerle yeksan etti, dış siyasetini tamamen Kürt düşmanlığı temelinde yürütüp, Türkiye’yi yalnızlaştırdı. Bütün bunlardan dolayı Erdoğan iktidardan düşerse başı büyük belada olacaktır.

ERDOĞAN KAYBEDERSE BÜTÜN PARÇALARA HUZUR GELİR

Erdoğan, daha önceki seçimleri PKK’yi bitirme vaadiyle kazandı. Ama gelinen aşamada Erdoğan PKK’yi yenemedi, bitiremedi, başaramadı. Bunun için Erdoğan’a PKK’ye karşı sahte “zaferler” lazım. Çünkü bu tür sahte zaferler alarak ülkede milliyetçiliği yükseltip o hava ile seçimleri almak istiyor. Bütün bu nedenler ile operasyon ve saldırılarına hiç ara vermedi, azaltmadı. Gerillalarımız bu saldırılara karşı eylemsizlik pozisyonlarını koruyarak, meşru müdafaa temelinde karşılık vermektedirler. Erdoğan bu anlamda gerillaya karşı istediği sonuçları alamayınca ve sahte de olsa bir zafer elde edemeyince Süleymaniye havaalanı saldırısı gibi alçakça saldırılara başvurdu. Burada eğer Mazlum Kobani arkadaşa yönelik saldırısında başarılı olsaydı, seçimlerde milliyetçi oyların çoğunu alıp, yeniden kazanabilirdi. Bu durum da bize göstermektedir ki benzer saldırılarını seçimlere kadar sürdürecektir. Buna benzer başka çılgınlıklar ve provokasyonlar yapmaya devam edecektir. Bu durumu önceden gören yönetimimiz deprem nedeniyle ilan ettiği eylemsizlik kararını 14 Mayıs seçimlerine kadar uzattı. Şu an bile Başure Kurdistan’ın birçok alanında saldırı ve operasyonları devam etmektedir.

Dediğimiz gibi Erdoğan tüm Kurdistan’ın ve Kürtlerin düşmanıdır. Rojava, Şengal, Maxmur, Başur ve nerede olursa olsun ona teslim olmamış bir Kürt varsa saldırmaya devam ediyor. Bugün Başurê Kurdistan’da yaşanan ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri istikrarsızlığın en büyük sebebi de Erdoğan ve işbirlikçi hain Kürtlerdir. Erdoğan’ın bu seçimlerde kaybetmesi sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a değil, Güney ve Rojava Kürdistan’a da istikrar ve huzur getirecektir. Aslında tüm Ortadoğu’ya istikrar ve huzur gelecektir. Kurdistan ve bölgede istikrarsızlığın esas sebebi Erdoğan ve onun siyasetine ortaklık eden güçlerdir. Bu nedenle Erdoğan’ın yenilgisi aynı zamanda işbirlikçilerinin de yenilgisi olacaktır.

KDP ERDOĞAN’IN KAZANMASI İÇİN ÇALIŞIYOR

Daha somut ifade edersek, Erdoğan yenilince ona her açıdan ortaklık ve işbirlikçilik yapan KDP de yenilmiş olacaktır. KDP yenilip zayıflayınca emin olun Güney Kürdistan’a istikrar ve huzur gelecektir. Çünkü KDP son 8 yıldır Erdoğan ile kader birliği yapmış ve siyasetini taklit ederek Güney Kürdistan’a uygulamak istemiştir. O nedenle KDP şu anda gece-gündüz Erdoğan kazansın diye çalışmaktadır. Mesut Barzani her gün Kuzey Kurdistan’dan “cehş” (işbirlikçi hainler) olan aşiret ve aile fertlerini Hewler’e çağırıp Erdoğan için çalışmalarını istemektedir. Kuzeydeki “cehşler” bile Erdoğan’ın Kürt düşmanlığından bıktıklarını söylerken, Mesut onları ikna etmeye çalışmaktadır. Bu bile nasıl bir iş birliği ve kader birliği içerisinde olduklarını göstermektedir. Bu nedenle tüm Kürtler için çok önemli olan Türkiye de ki 14 Mayıs seçimlerine Başurê Kurdistanlı yurtsever parti, aşiret, aile ve şahsiyetleri de Erdoğan’a karşı, Kuzeydeki yurtsever çizgiyi temsil eden HDP- Yeşil Sol Partinin başarısı için çalışmalıdır. Her yurtsever Kürt bugün nerede olursa olsun Kürtlerin en büyük düşmanı olan Erdoğan ve işbirlikçilerine karşı elinden geleni yapmalıdır. Çünkü bu durum sadece bir parça ile alakalı değil, tüm Kürtler ile alakalıdır.

KÜRT HALKININ DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN ÖNCESÜ

Kuzey Kürdistan’da ki Kürt halkı, tüm Türkiye halkı ve halkaları için demokrasi istiyor. Bunu parlamentoda ve halkın içerisinde yüzlerce kez söyledi. Parlamento seçimlerinde Türkiye halkları sizce bu söyleme ne düzeyde itibar ederler, bu siyaset ne kadar etkili olur?

Kuzey Kurdistan’da halkımız Önder Apo’nun demokratik ulus paradigmasına inanan ve o temelde politik çözümler için mücadele yürütmektedirler. HDP bu perspektif ile kurulan ve kuruluşuyla beraber ciddi bir politik başarı yakalayan bir partidir. Önder Apo’nun perspektifleriyle öncelikle Türkiye’de ki halklar, inançlar, demokratlar, sol-sosyalist kesimler, kadınlar, gençler bir araya gelip Halkların Demokratik Kongresini kurdular. Burada başta Kürtlerin özgürlük sorunu olmak üzere diğer halklar, inançlar, kadınlar ve toplumsal kesimlerin sorunlarının demokratik ulus paradigması temelinde ki çözüm yaklaşımları konuşulup, birlikte mücadelenin önemi konusunda ortaklaşmalara gidildi. Bu süreçte Demokratik Ulus paradigmasının yaşam bulduğu Rojava devriminin de gerçekleşme süreciydi. Bu paradigmanın Rojava’da başarması tüm Türkiye halkları ve demokratik güçleri için ciddi bir umut oldu. Bu süreçte politik mücadele için HDK içinde bir parti oluşumuna dair Önder APO perspektifi gelişince HDP o zaman kuruldu. Sorunuzda belirttiğiniz gibi bu, sadece Türkiye halkları için demokrasi isteme değildi, tüm Türkiye için demokratik bir gelecek inşa sürecine girişmekti. Bu paradigma ve perspektifin büyük bir politik karşılık bulduğunu, toplum tarafından kabul edildiğini 7 Haziran 2015 seçimlerinde hep beraber gördük. Hem Kürtler hem de Türkiye’nin demokratik kesimleri paradigmaya ve politik perspektifine daha fazla sahiplenme ile kenetlendiler. Son sekiz yılda faşist Erdoğan-Bahçeli iktidarının ısrarla Kürtleri yalnızlaştırma çabalarına rağmen Türkiye’nin ciddi sayıda demokratik kişiliği, kurum ve güçleri Kürtlerle omuz omuza mücadele etmeye devam ettiler. Bugün de Kürtlerin Türkiye demokrasi mücadelesinin öncü gücü olduğu herkes tarafından kabul görmekte ve ciddi bir destek almaktadır. Temeli Kürt inkârı üzerine kurulmuş olan faşist Türkiye Cumhriyeti’nin toplumda yarattığı derin milliyetçi duygu ve düşüncelerin tümden aşılması kolay olmayacaktır. Ancak bu değişim bugün Türkiye’nin önemli bir kesim aydın, yazar, sanatçı, entelektüelinde yaşanıyor. Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne inanan ve Türkiye demokrasi mücadelesindeki öncülüğünü kabul eden azımsanmayacak bir kesim vardır. O nedenle sorunuzda belirttiğiniz desteğin olduğunu ve bu desteğin her gün daha da büyüdüğünü belirtebiliriz.