Balıkçı: Hatay’ı tehdit edeceklerine kızımı bulsunlar!

Depremde yıkılan Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 1 yıldır kayıp olan kızı Handan Balıkçı’yı arayan İlham Balıkçı, “Hatay’ı tehdit edeceklerine, çocuğumu bulsunlar. Kızımın bir mezarı olsun istiyorum” dedi.

11 ili vuran Maraş merkezli depremlerin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen kaybolan çoğu çocuk, yüzlerce kişinin akıbeti hâlâ bilinmiyor. Bu illerden depremden en çok etkilenen Hatay’da çocuklarının ne dirisine ne de ölüsüne ulaşabilen ailelerin kahredici bekleyişi sürüyor. Bu ailelerden Balıkçı ailesi, 1 yıldır kaybolan üniversite öğrencisi kızları 21 yaşındaki Handan Balıkçı’yı arıyor.

Kızları kaybolduğu gün olan 6 Şubat 2023’te hayatlarının durduğunu ifade eden anne ve baba İlham ve Ayhan Balıkçı ANF’ye konuştu.

DEPREME HASTANEDE YAKALANDI

Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Handan Balıkçı Karaca depreme, tam 1 yıl önce öğrenim gördüğü Ankara’dan ara tatilde ailesinin yanına geldiği memleketi Hatay’da yakalandı. Rahatsızlandığı için Hayat Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Handan’dan, 72 insana mezar olan hastanenin depremde yıkılmasının ardından bir daha haber alınamadı. Kızı kaybolduğundan beri hayatı adeta duran baba Balıkçı, 1 senedir kızını bulabilmek için uğraşıyor. Kızının Ankara’da oturduğunu, orada evlenip öğretimine devam ettiğini anlatan baba Balıkçı, “Ara tatil için yanımıza gelmişti. Burada rahatsızlandı. Onu Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdük ve doktorların istemi üzerine, 24 Ocak’ta tedavi olmak üzere hastanenin ek hizmet binasının 5. katına yatırdık” dedi.

Kızını en son 2 Şubat 2023’te gören Balıkçı, “Fazla konuşamıyordu. Sürekli iğne yapılıyordu, onunla sadece 10 dakika görüşebildim. Deprem öncesi onunla en son telefonla konuşmuştum. Ne zaman ziyaretine geleceğimizi sormuştu. Samandağ’da oturduğumuz için her gün yanına gidemiyorduk. Ben de kendisine geleceğimizi söylemiştim. Ama hastane maalesef depremle yerle bir oldu” diye konuştu.

‘DEPREMDEN ZİYADE İHMAL ÇOKTU’

Depremden ancak bir gün sonra, otostop yaparak hastanenin önüne gidebildiklerini anlatan Balıkçı, arama kurtarma faaliyetlerinin çok geç başladığını kaydetti. Deprem sonrası ilk 3 gün kimsenin yardıma gelmediğine işaret eden Balıkçı, şunları kaydetti: “Ancak depremin dördüncü günü hastanenin enkazında arama kurtarma çalışmalarına başlandı. Başka yerleri siz düşünün. Yağmur altında bekledik orada. İki, üç kişinin sağ kurtulduğuna şahit olduk ama 70’in üstünde insan hayatını kaybetti. Oksijen tüpü isteniyor, oksijen tüpü yok, tıbbi malzeme yok. Jeneratör de çok geç geldi. Zaten malzemeler geldiğinde depremin üzerinden 1 hafta geçmişti. İnsanlar göçük altında ne kadar dayanabilir? Depremden ziyade ihmal çoktu. Enkazdan çok sayıda kimliği belirsiz insan çıkarıldı. Simaları tanınmaz haldeydi. O cenazelere teker teker bakmak zorunda kaldık ama dediğim gibi yüzler tanınmayacak durumda olduğu için kızımız mı değil mi, onu bilemedik. Daha sonra o cenazeler toplu mezara götürüldü. Kızım 5. kattaydı ve oradan da sağ çıkanlar oldu.

‘SÜREÇ ÇOK YAVAŞ İŞLİYOR!’

Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen hâlâ mezar teslimleri olduğuna dikkat çeken Balıkçı, DNA örnekleri alınıp tekrar defnedilen en az 200’e yakın kimliği belirsiz ölüm vakası olduğuna işaret etti. Kendilerinin de DNA örneklerini Adlı Tıp Kurumu’na verdiklerini belirten Balıkçı, Sağlık Bakanlığı ve Adli Tıp uzmanlarıyla sürekli görüştüklerini, eşleşme olduğunda arayacaklarını söylediklerini aktardı. Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen sürecin çok yavaş işlediğini vurgulayan Balıkçı, “Sürekli oyalanıyoruz. Haber vereceğiz diyorlar, başka bir şey de demiyorlar. En son yine Samandağ savcılığına gittim, başsavcılığa yine ek dilekçe verdim” dedi.

‘DEVLET Mİ KALDI?’

Üç kızından ilk göz ağrısı olan Handan kaybolduğundan beri hayalet gibi yaşayan annesi İlham Balıkçı, resmen unutulduklarını vurguladı. Kızıyla en son depremden birkaç saat önce konuştuğunu anlatan Balıkçı, “Beni telefonla aradı ve neden gelmediğimizi sordu. O gün yağmur yağıyordu, o yüzden gidememiştik. Samandağ’da oturduğumuz için her gün yanına gidemiyorduk. Pazartesi yanına geleceğimizi söyledim ve ne istediğini sordum. Bana çamaşırlarını, bir de Adana Kebap getirmemi istemişti. Ama nasip olmadı götürmek” dedi.

Konuştukları gecenin sabahı peş peşe deprem olduğunu belirten Balıkçı, “Cehennem gibiydi. Çok sallandık. Hemen kızım aklıma geldi. Eşime dedim, gidip bakalım diye. O da bir şey olsa bizi arayacaklarını söyledi. Ama ne arayan ne soran oldu. Zaten şebekeler gitmişti. Kimseyi arayamıyorduk. Arabamız da yoktu. Yollar da büyük hasar görmüştü. O yüzden Samandağ’dan yürüyerek ve otostop yaparak hastaneye gittik. Yolda yürürken insanlara devlet hastanesine nasıl gidebileceğimizi sorduğumuzda ise aldığımız cevap, ‘Devlet mi kaldı’ oldu. Bayılmışım. Gözlerimi açtığımda hastanenin önündeydik. Hastanenin yerle bir olduğunu görünce tekrar bayıldım. 15 gün enkaz başında soğukta bekledik” diye konuştu.

‘EVLAT ACISI İNSANI YAKAR!’

Çocuğunun cenazesine ulaşamamanın çok zor bir durum olduğunun altını çizen Balıkçı, “Evlat acısı insanı yakar. Allah kimseye bu acıyı vermesin. Ben her gün kızımın fotoğrafına bahur yakıyorum, her gün Fatiha okuyorum. Bütün ömrüm fotoğraflarla mı geçecek benim? Yeni ameliyat oldum. Doktorlar çok yaşamayacağımı söyledi. Ölmeden önce çocuğum bulunsun istiyorum, ölü ya da diri ona kavuşmak istiyoruz. Başka da bir şey istemiyorum. Çocuğum ölmüşse cenazesini versinler bana. Neden vermiyorlar? Saklamayacaklar. Kızımın bir mezarı olsun istiyorum, başka bir şey de istemiyorum” diye feryat etti.

‘ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN UNUTULDUK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardım eli uzatacağına kendilerini oy üzerinden tehdit ettiğini hatırlatan anne Balıkçı, şöyle tepki gösterdi: “Cumhurbaşkanı Hatay’a kucak açacak, tehdit etmeyecek. Niye bizi tehdit ediyor? Bizim yerimize koysun kendini. 1 yıldır ben kızımı kaybetmişim ve hâlâ onu bulamadım. Sesimizi duyan var mı, acımızı anlayan var mı? Yok! Ben çocuğumu istiyorum. Ben çocuğumu gözyaşlarımla büyüttüm, hem anası hem babası oldum. Yıllardır bahçelerde çalışıyorum. Hatay’ı tehdit etmeyecekler. Evet, Hatay düştü bir kere ama kalkmasını da bilir. Biz de bu ülkenin vatandaşıyız ama Alevi olduğumuz için unutulduk. Biz Aleviyiz diye Hatay’a düşman olmasın, bize kucak açsın. Benim bir canım kaldı, onu da alsınlar. Zaten ölmüşüm. Kızım bir kere öldü ama ben her gün ölüyorum. Ben kızımın bir tel saçı için dünyayı yakarım. Her gün mezarlığa gidiyoruz ama bulamıyoruz. Bana çocuğumu bulsunlar.”