Faşist ordunun gelip durduğu yer

Zap dağları yiğitlerin taht kurduğu, insanlığın ilk tohumlarını verdiği Zağroslarda rahat olacağını, Kürdistan dağlarında sağ kalacağını sanan gaflet içindeki ordunun gelip durduğu yerdir.

Savaşlarda rakamlar konuşulmaya başlanmışsa, demek ki o ülkenin maneviyatı devlet eliyle silinmeye doğru gidiyordur. Bugün öldürülen birçok Türk askeri sadece rakam olarak Erdoğan faşizminde anılıyor olması devletin kendi eliyle yıkıma gittiği bir gerçekliği önümüze seriyor. Bu durum işgalci birçok çetenin, askerin dağlardaki vaziyetini işaret etmekle yetinmeyip, faşist bir ordunun da yenilen gerçekliğini ortaya koyuyor.

“Vatan, millet” aşkıyla başka bir ülkeyi işgale giden bir ordu şimdi parayla, ekonomik çıkarlarla, yetkiyle, mal-mülk edinmeyle askerlerini savaşa gönderiyor. Profesyonel çeteleden, katillerden, sokaklarda uyuşturucudan kendini kaybetmişlerden kendi halk gerçekliğini unutmuş Kürtlere, özel yetiştirilmiş birliklerin çoğu Türk devleti tarafından Kürdistan dağlarına gönderiliyor.  Yoksa hangi gaflet hali 24 Mayıs 2022 tarihli Zap, Çiyareş eylemindeki gerçekliği ortaya koyabilir? Zap dağlarında rahat yaşayacağını sanan ve gerillanın namlusu karşısında işgalci ordunun ölü bir askerini oracıkta bırakıp kaçan, kendini kurtarmaya çalışan bir başka asker.  Hangi akıl, başka bir ülkenin dağlarında silahına sarılmak yerine telefona sarılarak rahat uyuyacağını sanır. Zap dağları, Türk ordusunun gelip durduğu yerin ta kendisi. İşte burası; yiğitlerin taht kurduğu, insanlığın ilk tohumlarını verdiği Zağroslarda rahat olacağını, Kürdistan dağlarında sağ kalacağını sanan gaflet içindeki ordunun gelip durduğu yerdir.

CENAZELERİ KURDA KUŞA YEM OLUYOR

Geçtiğimiz yıllarda ölen Türk askerlerinin çoğu doğduğu şehre götürülüyordu ve büyük bir tören eşliğinde, “kahramanlık” felsefesiyle yeni gençleri ölüme, başka bir halka düşman ve ırkçı bir ideolojiyle yetiştirmeye hazırlarken, o eve bayrak asılıyordu. Şimdi ise öldürülen her askere ya kazayla ya yanlışlıkla öldü denildi, ya siyah poşetlerle uçurumlardan atıldı, ya önceden mezarı kazıldı ya da asker öldüğü yerde kurda kuşa yem oldu.

Lakin askeri taktik, yetenek ve cesaret yerine tekniğin konuştuğu bir savaşa yürüdü faşist Erdoğan'ın ordusu. “Kahraman askerlerimiz, yiğit aslanlarımız” jargonunun yerini zamanla teknolojik kelimeler aldı. “En iyi dronlarımız, kuş uçurtmayan keşiflerimiz, kartal F-15, F-16’larımız, uçaklarımız, Amerika’dan aldığımız üstün silah, Rusya’dan aldığımız kimyevi madde içeren silahlar, dış devletlerin yardımıyla, NATO’nun da desteğiyle” diyen cümleler çoğaldıkça çoğaldı.

“Askerlik bir gönül işidir” diyen işgalci ordunun askerleri şimdi her çatışma anında devletine, ordusuna ve devletin başındakilere, onları savaşa gönderip kendileri saraylarda yaşayan, kendi oğullarını değil vatana bir küçük çocuğa bile kurban etmeyen iktidarlarına küfür ediyor halde.  Askeri yeteneği, zekayı ve mantığı bırakıp, sadece psikolojik savaş yürüten, özel savaşla gerillaya yönelen bir ordu var. 

ÖNCEDEN KAZILAN MEZARLAR

Son olarak sanal medya ağlarında önceden kazılan mezarlara dair paylaşılan görüntüler, dikkat çekmek istediğimiz hususların en açık göstergesi oldu. Belki daha birçok yerde önceden kazılan çok sayıda mezar vardır. Kürdistan dağlarında ölüm yolunda ilerleyen askerlerin mezarları önceden hazırlanıyor.

Tüm bu anlattıklarımız Türk ordusunun geldiği yeri gösteriyor. İşgalci ordu, gerillanın taktiksel anlamdaki başarısı, insan gücüne, düşünmenin verdiği kazanıma, sahip olduğu insanlık felsefesine gelip çattı ve orada durdu. Gerillanın namlusunun tam ucunda. Artık kahramanlık hikayeleri yok, Türkiye’ de “vatan sağ olsun da oğlum ölsün” diyen uyuyan bir halk gerçekliği yok, kendi ekmeğini bile alamayan, evlatlarını yetiştiremeyen ekonomik sıkıntı çeken, fakirleşen bir halk gerçekliği var.

Artık taktik yok, çünkü artık strateji faşizm daha ötesine aktı ve taştı. Çünkü keşfini boşa çıkartan gerillanın taktik üstünlüğü var, çünkü uçağını boşa çıkartan, Kobra'sını, Skorsky'sini, helikopterini düşüren Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın taktik üstünlüğü geliştikçe gelişti. Çünkü en ahlaksızca kullandığı kimyasal silahlara rağmen direnen ve sahip olduğu, bağlı olduğu paradigmanın yaşamsallaşması uğruna direnen bir gerilla gerçekliği var ortada.

HALKLARIN DEVRİM DOKTRİNİNE ÖNCÜLÜK EDİYOR

Askerlerine küfür ederek, her gün televizyonlarda tekniğini öven komutan tarzı yerine kendi savaşçılarını tek tek anlatan, morallerini güçlendiren bir komutanlık anlayışı var sahada. Kimyasalın hafızayı yok eden gerçekliğine karşı kendi hafızasını daha güçlü tutmaya çalışan, bu uğurda kendini sürekli eğiten, maneviyatını güçlendiren gerilla gerçekliği var. Bu gerilla; bağlı olduğu yoldaşlarına, sahip olduğu anılara, edindiği tarihsel hafızaya sahip.

İnsanlık dışı savaş yürüten bir ordunun elemanlarına hala “gelin teslim olun ve bizimle birlikte faşizme karşı savaşın” diyen umut dolu, özgürlüğe inançla bağlı, insani ahlaka sahip bir gerilla gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bu öyle bir gerilla hareketi ki her eylem sonrası kendi moral ve motivasyonunu daha da güçlendiriyor, savaş performansını dinç tutan, halkların devrim doktrinine öncülük ediyor. Bunları düşününce kimin şimdiden kazandığı ve zaferi elde ettiği, insanlık tarihine geçtiği belli değil mi?