GÖRÜNTÜLÜ

DEM Parti'den 'Kobanê Davası' açıklaması: Dava çökmeli, arkadaşlarımız bırakılmalı

DEM Parti Hukuk Komisyonu eş sözcüleri, Kobanê Davası'nın yarınki karar duruşmasına dikkat çekerek, "Dava çökmeli, arkadaşlarımız bırakılmalı. Herkesi dayanışmaya çağırıyoruz" dedi.

KOBANÊ DAVASI AÇIKLAMASI

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu eş sözcüleri Sevda Çelik Özbingöl ve Öztürk Türkdoğan, yarın görülecek Kobanê Davası’nın karar duruşmasına ilişkin partilerinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi

Öztürk Türkdoğan, şunları söyledi:

"Kobanî Kumpas Davası hakkında bugün sizleri bilgilendirmek istiyoruz. Kobanî Kumpas Davası ile ilgili çok şey söylendi. Biz bütün bu süreci çok kısa ve öz olarak sizlerle paylaşacağız. Yarın karar çıkmasını beklediğimiz duruşmada da arkadaşlarımızın özgür kalmasını diliyoruz. Kamuoyunda Kobanî Kumpas Davası olarak biliniyor bu dava. Esasen HDP MYK üyesi Kürt siyasetçilerin ve sosyalist arkadaşlarımızın yargılandığı bir davadır. Bir bütün olarak Kürt siyaseti ve HDP siyaseti yargılanıyor, HDP’li siyasetçiler yargılanıyor. Aslında bir dönemin çözüm ve barış siyaseti yargılanmak isteniyor, Kürt halkının statüsü yargılanmak isteniyor. Yakın dönemin tanıklığıdır bu davada olup bitenler. Yargılanan arkadaşlarımızın; Sayın Demirtaş’ın, Sayın Yüksekdağ’ın, Sayın Kışanak’ın, Sayın Tuncel’in, Sayın Akat’ın ve diğer birçok arkadaşımızın savunmalarında ifade ettikleri yakın döneme tanıklık eden şeyler. Bu davayla ilgili olarak daha önce partimizin açıkladığı raporlar ve açıklamalar var. Onlara atıf yapıyoruz. 6-8 Ekim 2014’te ne oldu? DAİŞ Kobanî sınırlarına dayanmıştı, Kobanî halkı yardım istiyordu. O zaman Türkiye’yle yakın ilişki içinde olan PYD yardım istiyordu. BM Genel Sekreteri 6 Ekim’de tüm dünyaya Kobanî’yle dayanışın diye çağrı yaptı. Aynı gün Türkiye’de HDP MYK’sı da sosyal medya hesaplarından dayanışmayla ilgili olarak demokratik gösteri hakkının kullanılmasını istedi.

Birçok çevre açıklama yaptı. Fakat bir gün sonra Varto’da bir Kürt göstericinin güvenlik görevlileri tarafından öldürülmesiyle birlikte devlet içindeki çeteler aktif hale geldi. Çok sayıda yerde olaylar oldu. Bununla ilgili sivil toplum örgütlerinin raporları var. İnsanlar yaşamını yitirmeye başladı. O gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Türkiye’de uzun zamandan sonra sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Bir gün sonra çağrılar yapıldı, HDP’li siyasetçiler İçişleri Bakanı ile görüştü, olaylar yatıştı. Ekim sonunda MGK’nin bir bildirisi vardı ve bu olayları “Çözüm Sürecini sabote etmeye dönük girişimler” olarak değerlendiriyordu.

'KÜRT SİYASETİNİN TASFİYESİ HEDEF ALINDI'

Çözüm sürecini övüyor MGK, bir kalkışma olarak değerlendirmiyor. Çok net değerlendirmeleri var. O dönem Ankara Savcılığı bir soruşturma açıyor, sadece ifade alıyor ve soruşturma dosyasında herhangi bir gelişme olmuyor. Daha sonra Çözüm Sürecinin sona ermesiyle birlikte Kürt siyasetinin tasfiyesine yönelik gelişmeler oldu. Mayıs 2016’da milletvekilli dokunulmazlığı kaldırıldı. Sonra bir darbe teşebbüsü oldu ve iktidar bunu bir karşı darbe sürecine çevirdi. O karşı darbe süreci içerisinde Türkiye’yi uzun yıllar OHAL ile yönetti. İşte OHAL koşullarında, 4 Kasım 2026’da Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile diğer arkadaşlarımız evleri basılarak gözaltına alındı ve tutuklandı. O tarihten beri de tutuklu yargılanıyorlar. Kobanî Kumpas Davasının soruşturma ve kovuşturma aşamasında çok sayıda hukuka aykırılık var. Soruşturma aşamasında 2014’teki soruşturmadan sonuç alınmayınca 2017’deki rejim değişikliğinden sonra, 2018’de Ankara TEM Şube’de ilginç bir belge hazırlanıyor. Biz buna “yeni tip andıç belgesi” diyoruz. Yaşı müsait olanlar hatırlar; 90’lı yıllarda, 2000’li yılların başında Genelkurmay’da hazırlanırdı böyle belgeler. Şimdi de emniyette andıç belgeleri hazırlanmaya başlandı. Arkadaşlarımıza kumpas böyle kuruldu.

'YARIN BİR FIRSATTIR'

Öyle bir belge ki HDP’nin nasıl kapatılacağı, HDP’li siyasetçilerin, sosyalist arkadaşlarımızın nasıl yargılanacağı, hangi suçla suçlanacağı düşünülmüş. Yeni tip şemalar oluşturulmuş. Aslında hem HDP Kapatma Davasında görüyoruz hem de bu davada görüyoruz ki her şey o andıç belgesinde hazırlandığı gibi ilerliyor. Bakın şu anda siyasi iktidar sözcüleri de emniyet içerisindeki gruplaşmalardan bahsediyor. Günaydın, yeni mi uyandınız? Bu gruplaşmalar elbette sizlerin bilgisi dahilindeydi. Uzun zamandır zaten partimize ve arkadaşlarımıza kumpas gerçekleştiriyorlardı. Dolayısıyla bunun artık önüne geçilmesi gerekiyor. Devlet içerisinde gerçek manada bir temizlik yapılması gerekiyor. Siyasi iradenin buna uygun adım atması gerekiyor. Yarın bir fırsattır; arkadaşlarımız yarın mutlaka ama mutlaka tahliye edilmelidir, bu kumpas davası yarın mutlaka beraatla bitirilmelidir.

Yargılama noktasında iddialar 2014 yılına ait. O dönem Türkiye ile PYD arasında ilişkiler tamamen yasal. PYD yasa dışı, silahlı olarak kabul edilmiyor resmi belgelerde. Ama gelin görün savcılar bu durumu dikkate almıyor. Yine MGK kararını dikkate almıyorlar. 6551 Sayılı Yasa uyarınca, o dönem Kamu Düzeni ve Müsteşarlığı ile bunu istişare etmeleri ve izin almaları gerekiyor. Bunlara uyulmamış, bunların hiçbiri yapılmamış. Bir özel ekip hem emniyette hem de savcılıkta bu kumpası hazırlıyor. Kumpası hazırlarken de iftiracı tanık arayışına giriyorlar ve sipariş üzerine tanık oluşturuyorlar. Bunların kimisi gizli, kimisi açık. Daha sonra 2020’de soruşturmayı yeniliyorlar ve tüm suçlamaları bir araya getirip davayı açıyorlar. İnanılmaz bir dava dosyası. İddianame 3530 sayfa ve kabul edilmesi 7 gün. 3 günlük tatili de düşerseniz 4 günde okuyup kabul etmişler. Hukuken imkansız, fiziken imkansız. Çünkü 7,5 günden önce hiç yemek yemeseler bile okuyamazlar. İddianameyi kabul eden mahkeme heyetinin başkanı Atadedeler denen suç örgütünün lideri olmaktan soruşturma geçirdi, yargılanıyor ve hakim değil artık. Arkadaşlarımızın kovuşturma yenilensin talepleri reddedildi. Böyle bir ilginç bir ülkede yaşıyoruz.

İddianameye baktığımızda 108 kişi göreceksiniz, bunun 72’si Türkiye’de yaşamıyor. Şekil bakımından 36 kişiye yer verilmesi gereken bir iddianame olması gerekirken 108 yazılmış. Niye, çünkü algı operasyonu yaratılacak. Yasa dışı örgüt yöneticileri dahil edilecek ki bir algı yaratılsın. Demirtaş ve diğer arkadaşlarımız böylece suçlu görülsünler diye algı yaratmak için yapılmış bir iddianame. Bu CMYK’ye açıkça aykırıdır. Siz hiçbir şekilde ifadesini alamayacağınız, sorgusunu yapamayacağınız, savunmasını alamayacağınız kişilere iddianame düzenleyemezsiniz. Soruşturma dosyası hazırlarsınız, açık bırakırsınız. Bunun iddianameye dönüşmüş olması baştan beri bir siyasi kumpas olduğunun çok tipik bir kanıtıdır. Bu bile başlı başına bir bozma sebebidir Yargıtay nezdinde. Daha sonra 2676 mağdur müşteki eklenmiş iddianameye, 37 mağdur eklenmiş. Bunların soruşturma aşamasında hiçbir şekilde beyanlarına başvurulmamış. Sipariş usulü her şey. Savcılık kumpası kurmuş, iddianameyi hazırlamış, davayı açmış, mahkeme incelemeden kabul etmiş. Sonra mahkeme ne yapmış? CMK’ya açık aykırı olacak şekilde sanık aleyhine delil toplamaya başlamış. Yeni CMK’da bu yasaktır. Sanık aleyhine mahkeme kendisi resen delil toplayamaz. Cumhuriyet Savcısı ne koymuşsa onunla yetinmek zorundadır. Bu kurallara da uyulmadı. İddianamenin kabul kararına itirazımız reddedildi. Resen delil toplama yasağına aykırı işlemlerin dosyadan çıkarılması itirazlarımız reddedildi.

Usule aykırı oluşturulan bir dosyayla karşı karşıyayız. Daha ilginci, yargılamayı yapan 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi 2017’de kuruldu ama iddialar 2014 yılına ait. Yani yargılamayı yapan mahkeme iddialardan 3 sene sonra kurulmuş. Doğal yargıçlık ilkesine aykırı. Biz buna düşman ceza yargılaması pratiği diyoruz. Sonra özel bir heyet oluşturulmuş, sadece bu dosyayla ilgileniyor. Neresinden bakarsanız usule aykırı işlemler var. İddianamenin kabulü kararını bir siyasi partinin genel merkez yöneticisinden öğreniyoruz, mahkemenin kendisinden değil. Daha iddianamenin kabul kararı tebliğ edilmeden sosyal medya paylaşımlarından öğreniyoruz. Davanın siyasi boyutunu göstere göstere bu yargılamayı gerçekleştirdiler. Bu yargılama boyunca AİHM 3 önemli karar verdi. Demirtaş Büyük Daire kararı: HDP’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımların suç olmadığına ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğuna dair açık bu karar uygulanmadı. Demirtaş ve Yüksekdağ Türkiye kararı: Her ikisinin haksız bir şekilde tutuklandığına dair karar uygulanmadı. Encü ve diğerleri Türkiye kararı: 40 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasının AİHS’e aykırılığı ile ilgili bu karar da uygulanmadı. Bu kararlar uygulansaydı bu dava çökmüş olurdu. Bütün bunlara uyulmadı. Yine yargılama aşamasında da 6551 Sayılı Kanuna uyulmadı. Bunu niye anlatıyorum? Bakın, burada Çözüm Süreci yargılanmak isteniyor. Bu kanun uyarınca çeşitli işlemlerin zamanında yapılması gerekirdi, yapılmamış. Bu kanun söz konusu olduğu için Çözüm Sürecinde yapılan işlemleri aynı Ankara savcılığı takipsizlikle sonuçlandırdı. Bütün bunları dava dosyasına sunduk. Yani dolayısıyla ortada özel bir kanun varken siz o bir dönemi nasıl yargılamaya kalkıyorsunuz? Bunu anlamak çok zor. Tanıklarla ilgili şunu ifade edeyim. Tamamen iftiracı tanıklar, onların bütün beyanları çürütüldü. Her türlü adil yargılama ilkesine aykırı işlemler yapıldı. Her türlü itirazlar yapıldı. Ancak halen tutuklama gerekçesi yapılıyor, inanılmaz.

İfade edeceğimiz çok sayıda husus var ama en çarpıcı olanı şu. Arkadaşlarımız yaşamını yitiren 37 kişi ile ilgili suçlanıyor. Böyle bir şey olamaz. Ceza Yasasının 40’ıncı maddesi açık. Buna rağmen nasıl oluyor da hiçbir dahli olmadıkları halde insanları öldürme suçundan itham edebiliyorsunuz. Bu olacak şey değil. Her bir arkadaşımız 30 farklı suçla suçlanıyor. Fakat bu 30 farklı suçun nerede ne zaman nasıl işlediklerine dair iddianame ve mütalaada hiçbir şey yok. Mahkeme resen delil toplamaya çalıştı ama onu başaramadı. Çünkü böyle bir suç yok, arkadaşlarımız böyle bir suç işlemediler. Yine bu dava, Demirtaş ve diğer arkadaşlarımızın dediği gibi, sadece konuştukları için yargılama yapılan bir dava. Başkaca hiçbir şey yok. Arkadaşlarımız siyaset yapmakla suçlanıyor. Bu dava kadar üzerine siyasi açıklama yapılan bir başka dava yok. Sürekli siyasi açıklamalar yapıldı. Yine bu siyasi açıklamaları yapanlar, geçen hafta diyorlar ki artık siyasi açıklama yapmayalım. Evet, yapmayalım ama bu davayı düşürün, kumpası sona erdirin.

82 duruşma oldu, yüzlerce gün sürdü bu duruşmalar. Duruşma tutanakları 4298 sayfa. SEGBİS dökümleri 10275 sayfa. Bir kişinin kendisini savunabilmesi için sadece bu sayısını verdiğim duruşma tutanaklarını ve SEGBİS çözümlerini okuması gerekiyor. Yüzlerce dava dosyası birleşmiş. Hepsine tek tek bakması lazım. Yetmiyor, milyonlarca sayfa evrak var. Yani bir sanığın bu davada kendini sağlıklı bir şekilde savunabilmesi için tahminen bir sene boyunca dava dosyasını incelemesi gerekecek. Bu süre tanınmadı arkadaşlarımıza. Savunmalar daha bitmeden mütalaa verildi. Mütalaanın kendisi 5 bin 268 sayfa. İddianamenin neredeyse 2 katı. Nasıl oluyor? Böyle garip bir şey olabilir mi? İddianamenin 2 katı mütalaa olabilir mi? Sanık aleyhine olamaz. CMK’ya aykırı. Lehine ancak olursa olabilir. Lehte bir şey yok. Bu davayı yürüten mahkeme heyeti, bu davaya katılan cumhuriyet savcıları yeni CMK’yı hiç mi okumadınız? Bu nasıl bir şey? Adalet Bakanı, Hakimler Savcılar Kurulu, CMK eğitimleri yapmıyor musunuz? Böyle bir şey nasıl olabilir? Esas hakkında savunmalar için insanlara gün sınırı verildi. Sen bir günde yapacaksın, sen beş günde yapacaksın diye. Böyle bir şey olabilir mi?

Siz tutuk baskısı altında insanları savunma yapmaya nasıl zorlarsınız? İşte tutuklu yargılama yaparak bu baskıyı gerçekleştirdiler. Böyle bir dava dosyası hiç oluşturmayacaktınız. Oluşturduysanız da hukuka aykırı olarak, kanuna aykırı olarak insanları tutuklu yargılayamazsınız. Yani neresinden bakarsanız tamamen hukuka aykırılıktır. Aklıma DEV-YOL Davası geliyor. 30 yıl sürdü ve sonuçta dava düştü. Ama 30 yıl boyunca insanları mağdur ettiler, perişan ettiler, yargı kıskacı altında bıraktılar. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Söylenecek çok şey var.

Şunu ifade edeyim. Gerçekten Türkiye normalleşecekse, gerçekten sorunlarımızı siyasetle çözeceksek, diyalog ve müzakere yolunu açacaksak, konuşarak sorunlarımızı çözeceksek işte yarın bir fırsattır; Kobanî Kumpas Davası yarın çökmelidir, tutuklu arkadaşlarımızın tamamı serbest bırakılmalıdır. "

'HEPİMİZİN DAVASIDIR, DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ'

Sevda Çelik Özbingöl ise şöyle konuştu:

"Bu dosyanın hepimizin ve ülkemizin demokratik geleceğini doğrudan ilgilendiren boyutlarını dönem dönem sizlerle paylaştık. Kobanî Kumpas Davasında sadece HDP Eş Genel Başkanları MYK üyeleri ve siyasetçiler yargılanmıyor; ülkemizin tamamına dair, demokratik geleceğimize dair bir yargılama sürecine hepimiz tanıklık ediyoruz. Bu temelde Kobanî Kumpas Davası hepimizin davası, bu hassasiyetle de yaklaşmak gerekiyor. Dosyaya duyarlılığınızı çok önemli ve değerli buluyoruz. Dosya savunma avukatları olarak kamuoyunun bilgisine sunmak istediğimiz hususlar ve çağrılar var. Musul ve Şengal’de kadınların köle pazarlarında satılması, sistematik cinsel saldırı dahil insanlığa karşı ağır suçlar işleyen IŞİD terör örgütünün Kobani’ye saldırıları sonrasında soykırım girişimine karşı uluslararası koalisyon ve Türkiye’den insani yardım koridorunun açılması talebiyle dünyanın her yerinden barışçıl yürüyüş ve basın açıklamaları gerçekleştirilmiş ve hepimizde yurttaş olarak da böyle süreçlerin içinde yer almışızdır. Kobani ile dayanışmak amacıyla BM başta olmak üzere küresel ölçekte siyasi ve sivil kuruluşlardan çağrılar yapılmış. Hükümet yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştiren HDP MYK üyelerince 6 Ekim 2014 tarihinde akşam saatlerinde barışçıl protesto çağrısında bulunulmuştur. Bütün kamuoyunun duyarlılığı çerçevesinde yapılan bir çağrı bu. 

Paylaşımın akabinde 6 Ekim 2014 tarihinde herhangi bir şiddet olayının yaşanmadığı resmi kayıtlarda sabittir. AİHM 20 Kasım 2028 ve 22 Aralık 2020 tarihli kararıyla HDP MYK’sının çağrısının barışçıl niteliğine dikkat çekmiş ve paylaşım ile isnat edilen suçlar arasında herhangi bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmadığı yönünde tespitler yapmıştır. Bunlar dosyamız içerisine yansımış olmasına rağmen bu yargılama süreci halen tutuklu bir şekilde devam etmektedir. 7 Ekim 2014’te Erdoğan’ın “Kobani düştü düşecek” açıklamasının ardından, dünyanın her yerinde devam eden bu barışçıl yürüyüş protesto ve basın açıklamaları, devreye giren paramiliter güçlerin ortaya çıkardığı katliamlarla gölgelenmeye çalışılmıştır.

Aynı gün Muş Varto’da 25 yaşındaki bir gencin güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucu başından vurularak hayatını kaybetmesinden sonra, 7 Ekim itibariyle gerçekleştirilen protestolarda güvenlik güçleri halka karşı orantısız güç kullanmaya başlamış, gelişen olaylarda da büyük kısmı HDP çevresinden olmak üzere toplam 54 yurttaş hayatını kaybetmiştir. Dönemin İçişleri Bakanının “güvenlik güçleri içinde kontrol edilemeyen güçler var” açıklaması 7-8 Ekim tarihlerinde başlayan olanların aslında gerçekliğini gözler önüne sermektedir. 
Yaşanan ölümler ve saldırılara ilişkin gerekli etkin soruşturmayı yapmayan sivil iktidar, söz konusu saldırıların asıl mahiyetini biliyor olmasına rağmen, aradan 6 yıl geçtikten sonra HDP Eş Genel Başkanları, MYK üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Kumpas Davasını Kürt siyasal hareketi ve HDP’nin tasfiyesi için devreye koymuştur. Bunu yüksek sesle söylemekten de imtina etmemiştir siyaset arenalarında. Siyasetçiler bunu defaatle dillendirdiler. Kamuoyundan hakikatin kaçırılması amacıyla duruşmalar Sincan Ceza İnfaz Kurulu Kampüsünde görüldü, yalnızca bu dava için özel olarak talimatlı mahkeme heyeti oluşturuldu. Kesintisiz duruşma periyotlarıyla, savunmaların kısıtlanmasıyla; yargılamanın başından beri adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin askıya alınmasıyla, AİHM kararlarının tanınmamasıyla ve tabii olduğumuz ceza yargılamasının bütün ilkelerinin yok sayılacak şekilde ihlaliyle beraber siyasi saiklerle yapılan bir yargılanmadan bahsediyoruz. Yargılama görünümlü bir dava ile karşı karşıya kaldık. Bu gerçeklik tartışmasızdır. Bütün bu hukuksuz süreç boyunca HDP’li siyasetçiler eşitlik, özgürlük, emek ve barış mücadelesiyle onurlu bir yaşamın mümkün kılınacağını büyük bir ısrarla vurgulamışlardır. Gelinen aşamada savunmalar tamamlanmadan, iddianamenin tekrarı olan ve hakikatten kopuk bir mütalaayla barış ve demokrasi mücadelesi yürüten siyasetçilerin cezalandırılması talep edilmiş ve mahkemece 16 Mayıs 2024 tarihinde de dosyanın karara çıkarılacağı belirtilmiştir.

Bu topraklara demokrasi ve barışın gelmesi için ortak mücadele yürütenlerin kumpasla 8 yıldır tutsak edilmesinin anatomisi olan Kobanî Kumpas Davasında verilecek karar elbette ki bu anlattıklarımız dikkate alındığında da siyasi bir karar olacaktır. Kobani Kumpas Davası savunma avukatları olarak bizler bu süreçte gösterilen duyarlılığı çok önemsiyor ve çok kıymetli buluyoruz. Bu temelde de Türkiye kamuoyunun tamamını ilgilendiren bu siyasi kumpası boşa çıkarmak ve eşitlik, özgürlük, emek mücadelesinden yana güçlü bir tavır koymak adına da yarın (16 Mayıs 2024) saat 10:00’da Sincan Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirilecek olan duruşmada herkesi dayanışmaya ve yanımızda olmaya davet ediyoruz."