Tülay Hatimoğulları: Dik durmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kobanê Davası'nda verilen cezalara değinerek, "Sözümüz olsun ki tıpkı sizin dediğiniz gibi dik durmaktan asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.

DEM PARTİ GRUP TOPLANTISI

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

DEM Parti’nin grup toplantısına siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ile emek ve meslek örgütleri temsilcileri katıldı. Ayrıca Kobanê Davası’nda ceza verilen siyasetçilerin aileleri de toplantıya katıldı. Tülay Hatimoğulları, davada ceza alan siyasetçilerin isimlerini tek tek sayarak, siyasi mücadelelerini anlattı.
Tülay Hatimoğulları, Çerkeslere dönük 160 yıl önce gerçekleşen katliamı kınayarak, "Bizler Çerkeslere yaşatılan soykırımı, sürgünü asla unutmadık, unutmayacağız. Sürgünde ve bu soykırımda yaşamını yitiren bütün Çerkesleri, canlarımızı burada sizlerin huzurunda bir kez daha saygıyla anıyorum” dedi.

KOBANÊ DAVASI

Kobanê Davası’nda siyasetçilere verilen cezanın "toplumsal itiraz hakkına verildiğini" söyleyen Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:
"Kobanê Kumpas Davası'nda 24 arkadaşımıza siyaset yaptıkları için, IŞİD katliamlarına karşı çıktıkları için, bu rejime biat etmedikleri için, AKP ve Erdoğan’a 'kral çıplak' dedikleri için 407 yıl 7 ay hapis cezası verildi. 16 Mayıs’ta yargılanan ve hakkında karar çıkan siyasetçiler değildi. Toplumsal itiraz hakkıdır yargıdır. Bu karar toplumsal itiraz hakkına verilmiş bir karar verilmiştir. Arkadaşlarımız 'IŞİD’e hayır katliamlara hayır' dedikleri için yargılandı. Burada yargılanan sadece Kobanê direnişi değildir, yargılanan karanlığa karşı aydınlığı savunanlar, ölüme tecavüze, soykırıma karşı topraklarını ve yaşamlarını savunanlardır. Yargılananlar; Gezi’de olduğu gibi demokrasiydi, toplumsal itirazdı. Türkiye halklarının birlikte yaşam umuduydu. Kürt halkının onurlu mücadelesiydi.

Bu kumpas davasıdır ve tamamen siyasi bir davadır. ‘Kobanê düştü düşecek’ diyenlerin hayalleri sukuta erdiği için bu bir intikam davası olarak açılmıştır. Bu intikamı almak için yıllardır Yasin Börü’yü arkadaşlarımızın öldürdüğünü iddia ettiler. Bir çocuğun ölümünden bir siyasi intikam senaryosu çıkaracak kadar yürekleri kurumuş, vicdanları köhnemiş olan bir anlayış var karşımızda. Erdoğan daha dünkü konuşmasında karara rağmen bu kararda Yasin Börü’nün öldürülmesine ilişkin bir ceza olmamasına rağmen Yasin Börü’nün öldürüldüğü üzerinden halkı aldatmaya, halkta algı yaratmaya devam ediyor. Şimdi bu kararda ne var? Yargılanan hiçbir arkadaşımız bir tek kişinin ölümünden sorumlu değildir. Bu kararı bütün Türkiye kamuoyu lütfen öyle bilsin ve Erdoğan’ın şürekasının Saray şürekasının yaratmak istediği cinayet üzerinden yaratmak istediği dezenformasyona karşı lütfen bütün Türkiye halkları kulaklarını açsın.
Yıllarca arkadaşlarımızı utanmadan cinayetle suçlayanlar, meydanlarda hayasızca yargıya talimat verenler tarihin kara sayfalarında yerlerini çoktan almıştır. Şimdi ne oldu? Ölümlerden yıllarca sorumlu tutulan arkadaşlarımız bu konuda beraat etmiştir. Arkadaşlarımız onlara isnat edilen suçlardan beraat etmiştir. Aldıkları cezalar tamamen yaptıkları siyasi konuşmalar üzerinden verilmiş cezalardır. İftira ve kumpas kampanyası ve senaryosu çökmüştür. Bu iktidar ve bu iktidarın ortağı bu çöken senaryonun kumpas davasının altında kalmıştır. Dün AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kobanê Kumpas Davası hakkında diyor ki ‘Yüreğimize su serpti.' Verilen bu karar bu davanın savcısı ve hakimi olan Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin yüreğine su serpmiş olabilir ama şunu iyi bilin Türkiye'deki demokrasi güçlerinin, Kürtlerin ve Türkiye halklarının ve dünya halklarının içindeki öfkeyi daha da arttırmıştır. Bu karar halklar nezdinde, vicdanlar nezdinde, milyonların vicdanı nezdinde yok hükmündedir.

'KÜRTSÜZ NORMALLEŞME!'

Bu hukuk katliamını yapanlar normalleşmeden bahsettiler ve arkadaşlarımıza ceza yağdırdıkları gün 28 Şubat darbecilerini serbest bıraktılar. Bu mesajı kime ve nasıl vermek istediklerinin biz gayet farkındayız. Biz de kendi mesajımızı alınan bu kararlarda elbette aldık. Normalleşme dediğiniz Kürtsüz bir normalleşmedir. Devrimcilerin, sosyalistlerin aydınların, demokratların, kadınların, biat etmeyenlerin olmadığı yani aslında toplumun tamamının olmadığı bir normalleşmeden, AKP’nin normunu kendisinin yarattığı bir normalleşmeden bahsediyor. Bu normalleşme değil bu anormalliktir. Bütün halklarımıza, cezaevindeki bütün siyasi rehine arkadaşlarımıza sözümüz olsun ki Kürtleri, farklı halkları ve inançları, kadınları, gençleri, demokrasi ve özgürlük savunucularını, devrimcileri dışarıda bırakan hiçbir zulüm politikasının 21’inci yüzyılda zuhur etmesine asla izin vermeyeceğiz.

DEMİRTAŞ VE FİGEN YÜKSEKDAĞ'A ZİYARET

Bizler sevgili Tuncer Bakırhan ile birlikte dün Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı ziyaret ettik. Moralleri çok iyiydi. Kararı büyük bir metanetle karşılaşmışlar. Bunun bir toplumsal mücadele olduğunu söylediler. Dışarıdaki arkadaşımızla da mümkün mertebe dayanışmayı hep birlikte büyütelim ve bu toplumsal siyasal mücadeleyi birlikte verelim mesajını gönderdiler. Sizlerin dayanışmasından onların sergilemiş olduğu duruştan dolayı sizlere çok teşekkür ediyorlar, selam ve sevgilerini iletiyorlar.
Kobani Kumpas Davası, AKP-MHP’nin genel merkezlerinde tezgahlandı. ‘Milli yargı’ dedikleri Kürt ve devrimci düşmanı yargıdır. Milli yargı dedikleri mafyayı aklayan, çetelere destek olan yargıdır. Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi darbesi olan Kobani Kumpas Davası, AKP-MHP’nin genel merkezlerinde tezgahlandı ve karar bu merkezlerde verildi. Mahkeme heyeti biat etme karşılığında her türlü çeteleşmemenin ve mafyatik ilişkilerin içine girdi. Kobani Kumpas Davası’nın görüldüğü Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde heyet başkanlığını yapmış zatın suç örgütü yöneticisi olduğu ortaya çıktı.

'DEVLETİN KİRLİ AĞLARI ORTAYA DÖKÜLDÜ'

Kumpas davalarıyla başlayan hukuksuzluk, yargıda bir bataklığa dönüşmüş bir hal almıştır. Bu bataklıkta Türkiye her gün yeni bir mafya, yeni bir çete olayına uyanıyor. Yeni paralel yapılar türedi ve hakların bir arada yaşama taleplerine suikast düzenliyorlar. Bir gün Ankara emniyetindeki haberlere baktığımızda at izinin it izine karıştığını görüyoruz. İktidar güdümlü suç örgütlerine bir diğer iktidar güdümlü suç örgütü operasyon çekiyor. Devletin bağırsakları patlamış, kirli ilişki ağları ortaya dökülmüştür. Sokak ortasında insan öldüren çeteler ve mafyalar medya tetikçileri hepsi serbest. Siyasetçiler ise ceza alıyor. İşte bunların Türkiye Yüzyılı tanımladıkları yüzyıl ne yazık ki böyle bir yüzyıl.

TUTSAK KADINLAR

Kobanê Kumpas Davası’nda yargılanan kadınlar, kadına yönelik şiddetle mücadele ederek bugüne geldiler. Erkek egemen şiddetine ve sistemine karşı dimdik ayakta durdular. Kadınlar 'biz bu toplumun üyesiyiz' dediler. 'Özgürlük mücadelemizi birlikte yürüteceğiz' dediler. Ceza alan arkadaşlarımız IŞİD’in kadınlara yönelik sistematik tecavüzlerine, kız çocuklarını pazarlarda satmalarına karşı itiraz ettikleri için, IŞİD zihniyetinin Türkiye topraklarında büyümesini engellemek için mücadele yürüttü. Sevgili kadın arkadaşlarımız içerideyse bunun nedeni budur. Buradan bütün siyasi rehine kadınlara selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Bu karar, Türkiye’nin geleceği açısından bu iktidarın yol haritasını da bizlere gösterdi. Devletin Kürt sorunu konusunda atacağı adımlar konusunda da bize önemli ipuçları vermiştir. Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, bütün siyasi ve toplumsal güçlerle beraber bunu değerlendiriyoruz ve gereğini hep beraber yapacağız. Kobanê Kumpas Davası'nda yargılama süreci henüz nihayete ermedi. Arkadaşlarımızı içeriden çıkarmak için çok güçlü bir dayanışmayı dışarıda siz değerli dostlarımızla birlikte örmek istiyoruz.

 Denizler'in kalemlerini kıranları kimse hatırlamaz ama herkes darbeyi yapan paşalara lanet okumuştur. Toplum tıpkı o kararı veren paşalara olduğu gibi, bu kararı bu şekilde verenlere de lanet yağdıracaktır. Sözümüz olsun ki tıpkı sizin dediğiniz gibi dik durmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”