Tünellerde savaşan Zîlan Avrîn yaşananları anlattı

Şehit Berxwedan Savaş Tünelleri’nde 47 gün boyunca tarihi bir direniş sergileyen gerillalardan Zîlan Avrîn, Türk devletinin kendi askerlerine bile uyguladığı vahşeti ve gerillanın fedai ruhunu ANF’ye anlattı.

Türk devletinin kimyasal silah saldırılarına karşı 47 gün boyunca Zap’a bağlı Şehit Şahin Direniş Alanı’ndaki Şehit Berxwedan Savaş Tünelleri’nde savaşan YJA Star gerillası Zîlan Avrîn, "Verdiğimiz her kaybın intikamını alacağız. Halkımızdan da isteğimiz, düşmanını daha iyi tanıması; özgürlük savaşçılarının, gerillaların dağlarda nasıl bir mücadele verdiğini bilmesidir. Çünkü bu partide binlerce Avzem ve Bager var. Düşmana karşı 7'den 70'e kim elinden ne geliyorsa yapmalıdır” dedi.

Zîlan Avrîn, işgalci Türk ordusunun kimyasal silah kullanmasını, yasaklı bombayla savaş tünellerini nasıl yıktığını ve nasıl savaş suçu işlediğini bir tanık olarak şu sözlerle dile getirdi: "Adım Zîlan Avrîn. Rojava'nın Efrîn şehrindenim. Ailem yurtseverdir. 2017 yılında Efrîn'e yönelik saldırılar beni çok etkiledi. Türk devleti çoluk çocuk, yaşlı, kadın herkesi katlediyordu. Çeteler bir gün annemi darp etmişti; bu benim çok zoruma gitti ve bu olay mücadele alanlarına katılım gerekçem oldu. Daha sonra gerilla saflarına katıldım ve Zap alanına geçtim. Şehit Şahin Direniş Alanı’nda düşmana karşı bir hazırlığımız oldu. Çok imkanlarımız yoktu. Su bile yoktu ama zorlu koşullara rağmen düşmana karşı tüm hazırlıklarımızı yapmıştık. O süreçte büyük bir yoğunluk vardı. Ama bütün arkadaşlar büyük bir istek ve moralle bu hazırlıkları yapıyordu. Amacımız düşmanı Şehit Şahîn'de bozguna uğratmaktı. Önderliğin bir sözü var; 'Eğer yaşamda ter dökmezsen, savaşta kanını dökersin' diye. Biz de Önderliğimiz ve halkımız için emek veriyoruz.

Düşman Nisan ayında Zap'a yönelik işgal operasyonu başlattı. Şehit Şahîn'de bu operasyona karşı hazırlıklarımız tamamdı. Düşman, her asker indirmeye çalıştığında gerilladan darbe yedi ve başarısız oldu. Düşmanın son saldırısından önce alan uçaklarla bombalandı. Önce hava saldırısı yapıldı. Daha sonra Şehit Şahîn alanına girdi ama göğüs göğüse savaşamadığı için kimyasal silahlarla saldırmaya başladı. Biz de elimizdeki imkanlarla tedbirlerimizi alıyorduk. Dört arkadaş mevzimize geçtiğimizde Türk askerlerine karşı güçlü eylemler yaptık. Türk askerleri de ellerindeki tüm teknik ve kimyasal silahları kullanıyordu, buna rağmen gerillanın iradesini kıramıyordu. Düşmanın teknik ve kimyasal silahına karşı elimizde sadece kaleşnikof vardı. Buna rağmen düşman tünellere yaklaşamıyordu.

İMKANLARIMIZ ÇOK KISITLIYDI

Düşman göğüs gögüse savaşamadığı için sürekli bombardıman yapıyordu. Son bombardımanda tünele zarar vermişti, biz de etkilenmiştik. Patlama anında heval Bager bir yana, ben başka bir yana fırladım, canımız çok yandı. Patlamanın ardından oluşan tozdan dolayı da çok zorlandık. Heval Bager'in olduğu yere gittim ama orada yoktu, daha sonra diğer tarafta buldum onu. Kafasından darbe almıştı, onun da canı çok yanmıştı. Yürüyemediğimiz için sürünerek aşağıdaki arkadaşlara ulaşmaya çalıştık. Heval Bager mangaya ulaştığında bayıldı. İmkanlarımız çok sınırlıydı, bir insanın hayatını kurtaracak kadar ilaç stoğumuz yoktu. Bizi ayakta tutan şey yoldaşlıktı. Heval Bager'i kontrol ettiğimde kulakları toprak dolmuştu, başından da darbe yediği için çok acı çekiyordu. Ayağa kalkamıyordu. Heval Bager ile ilgilendiğim için kendi acımı unutmuştum ama ben de ayağa kalkamıyordum. Basınçtan dolayı çok kötü yaralanmıştık.

Heval Bager yaralı haldeyken bile, 'Ne olursa olsun, imkanlarımız ne kadar kısıtlı olursa olsun, zorlansak bile düşmanın topraklarımızı rahat bir şekilde işgal etmesine izin vermeyeceğiz. Onların gücü tekniği, bizimki ise Rêber Apo'ya olan inancımızdır' diyordu. Elimizde kaleşnikofumuz dışında bir şey yoktu, ama inancımız, irademiz düşmanın tekniğinden daha güçlüydü. Önderlik de en büyük tekniğin insan olduğunu her zaman söyler.

Düşman tünele girmek için çok yoğun bir şekilde kimyasal kullanıyordu. Son kimyasal saldırılarında önce biber gazı kullandılar. Tabii tedbirimizi alana kadar biber gazından etkilendik. Fakat daha sonra düşmana karşı eylem yaptık.

Biber gazı kullanımından sonra düşman bu sefer de yanık lastik kokulu bir gaz kullandı. Zaten düşman kimyasal ile saldırdığında biz de hemen eylem yapıyorduk. Daha sonra tadı tatlı ve kokusuz bir gaz kullandı. Bu kimyasal silahın da etkileri çok fazlaydı, başımız ağrıyordu, nabzımız çok hızlı artıyordu, baygın bir hale geliyorduk. Ayağa kalkmaya çalıştığımızda düşecek gibi oluyorduk. Tabii hemen tedbirimizi aldık. Yine sarı renkli bir kimyasal gaz kullandılar. Vücutta yara yapan, başı, mideyi ağrıtan ve nabzı yükselten bir gazdı. Çok etkili bir kimyasaldı. Kolumuzu kaldıramıyorduk. Üzerimizde kıyafetler olmasına rağmen sırtımızda, karnımızda ve parmaklarımızda yaralar oluşmuştu.

BİR GÜNDE 24 KEZ FARKLI KİMYASAL KULLANILDI

Özellikle üç arkadaş olarak kimyasal silahtan çok etkilenmiştik. Örneğin, arkadaşlar benimle konuşuyordu ama ne onlara cevap verebiliyordum ne de ayağa kalkabiliyordum. Kolumu bile kaldıramıyordum. Heval Avzem ve Şervan da kimyasal silahtan bu şekilde etkilenmişlerdi. Düşman üst üste kimyasal kullandığı için üç gün mangamızın kapısını açamadık. Kapıyı açamadığımız için oksijen de alamıyorduk. Bu da bizi çok kötü etkiliyordu. Böyle olunca da halsiz düşüyorduk. Bu durum bir hafta sürdü.

Bu arada düşman tekrar tünele girmeye çalıştı. Aralarında geçen konuşmaları duyuyorduk, tünelin kuzeyinden içeri girdiklerini bize duyuruyorlardı. Halbuki çok korktukları için abartıyorlardı. İçeriye giremedikleri için komutanlarına 'teslim ol' çağrısı yapacaklarını söylüyorlardı. Halbuki onlar da PKK'lilerin iradesini çok iyi biliyordu.

Tünele giremeyince bu sefer bomba patlatarak tüneli kapattılar. Daha sonra yine kimyasal kullandılar. Bir günde 24 defa farklı kimyasal silah kullandılar. Sarı renkli kimyasal kullandıklarında burnumuzdan ve ağzımızdan sarı su geldi. Tabii nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorduk. Özellikle burnumuzdan oldukça sarı su akıyordu.

DÜŞMANIN ASKER CENAZELERİNİ YAKTIĞINI GÖRDÜK

Yoğun kimyasal kullanan düşmana karşı eylem yapmayı planladık. Maskesiz zaten gidemiyorduk. Maske ve oksijen tüpü ile tünelin kapısında olan askerlere yönelik eylem yaptık. O sırada heval Bager ile yanık cenaze kokusu geldiğini fark ettik. Dışarıya baktığımızda düşmanın birkaç asker cenazesini üst üste attığını kendi gözümüzle gördük. Türk devleti için askerlerinin hiçbir önemi yok.

Eylemden sonra tekrar yerimize döndük. Arkadaşlar yemek yapmıştı. Cenazelerin kokusundan ve kimyasal silahtan dolayı yemek yiyemiyorduk. Heval Avzem ve Bager ısrarla bir şeyler yememiz ve ayakta durmamız gerektiğini söylüyordu. Arkadaşlar da enerjik olmamız için şekerli şeyler yediriyordu. Kimyasal silah tüm canlılara zarar veriyordu. Mesela kampımızda küçük fareler vardı; kimyasal silah saldırısının ardından fareler şişmişti. Normalde fareler bir hareketlilik görünce kaçarlar ama o kadar etkilenmişlerdi ki yürüyemiyorlardı bile. Kimyasal silah, eşyalarımıza dahi temas ettiğinde etkileniyorduk. Bardaktan içtiğimiz su acı bir tat bırakıyordu. Bu yüzden kimyasalın temas ettiği bir şeyi kullanmamaya çalışıyorduk. Kimyasalın kaşıklarımıza, bardaklarımıza, erzaklarımıza temas etmemesi için önlem alıyorduk.

DÜŞMANI YENİLGİYE UĞRATMAK İÇİN HER ŞEYİ GÖZE ALMIŞTIK

Şehit Şahin'de imkanlar kısıtlıydı, elimizi, yüzümüzü yıkayacağımız su yoktu. Arkadaşlar üç ay boyunca aynı kıyafeti giymek zorunda kalmışlardı. Hem kimyasal hem de saldırı sırasında oluşan toz kıyafetlerimizde kalıyordu. Bu yüzden elimiz kıyafetimize değdiğinde ve ağzımıza değdirdiğimiz zaman çok acı bir tat alıyorduk.

Kimyasal silahlardan ve patlamalardan dolayı saçlarımız da dökülüyordu. Bir gün imkan bulduk,  kıyafetlerimizi toplayıp yıkadık. Saat 6 gibiydi. Düşmanın hava hareketliliği başlamıştı. İki arkadaş kıyafet yıkamaya gitmiştik. Ben nöbetçiydim, heval Bêrîvan da kıyafetleri yıkıyordu. Maskeli olmamıza rağmen tüneldeki ağır kimyasal kokusundan dolayı hevan Bêrîvan artık dayanamadı ve gitti. Yerine heval Arjîn geldi.

Kıyafetlerimiz kurumadığı için kimyasal bulaşıyordu ve daha sonra vücudumuza temas ediyordu. Elimizden geldiğince kıyafetlerimizi haftada bir değiştiriyorduk ama bazı arkadaşlarımızın yedek kıyafeti yoktu. Kimyasal silahların etkisinden dolayı saçlarımız çok dökülüyordu. Bir ara kesmek istedik. Heval Arjîn, heval Bager'e bunu söylediğinde çok etkilendi; 'daha erken, acele etmeyin' dedi. Düşman hava saldırısı yaptığında ya da kimyasal silah kullandığında saçlarımız birbirine karışıyordu, tarayamaz hale geliyorduk. İmkanlarımız da kısıtlıydı, bundan dolayı kestik.


         


        

Düşmanı yenilgiye uğratmak için her şeyi göze almıştık. Arkadaşların yaklaşımları da böyleydi. O arkadaşların duruşunu, mücadelesini, direnişini insan dile getirmekte zorlanıyor. Heval Avzem ile heval Bager'i yeni tanımasına rağmen duruşundan çok etkilenmişti. 'Heval Bager ve Viyan gibi olmak, onların seviyesine ulaşmak istiyorum' diyordu. Arkadaşların hepsi, bu halka layık olmalıyız düşüncesindeydi. Heval Bager, Rêber Apo çizgisinde fedaice bir mücadele yürütüyordu. Kısıtlı imkanlara rağmen, en zorlandığı anda Önderliği hissettiğini ve bundan güç aldığını söylüyordu.

47 gün boyunca arkadaşların hepsi büyük bir mücadele sergiledi. Tüm yoldaşların birbiri ile ilişkisi çok anlamlıydı. Bir gün pencere önüne gittiğimizde iki Türk askerin kavga ettiğini gördük. Birbirlerinin yakasına yapışmış, hakaret ediyorlardı. Düşman cenazeleri elimize geçtiğinde ‘gelin cenazenizi alın’ diyorduk ama kendi arkadaşlarının cenazelerine bile sahip çıkmıyorlardı. Birkaç dakika önce yanlarında olan arkadaşların cenazelerini yaktılar.

KALAN ARKADAŞLARIN FEDAİ EYLEM YAPACAĞINI BİLİYORDUK

Yıllardır Kürt Özgürlük Hareketindeyim, çok değerli arkadaşlar tanıdım ama heval Bager, Şerzan, Militan'ın yoldaşlığı çok farklıydı. Mesela bir arkadaş moralsiz olduğunda hep birlikte ona destek veriyorlardı. Zaten heval Bager sürekli, 'Bir arkadaşım moralsiz olduğunda çok üzülüyorum' diyordu.  Günlerce bir arada kaldık ama bir gün bile kimse kimsenin kalbini kırmadı. Arkadaşlar her zaman, 'Ne olursa olsun başaracağız' diyordu. Bu inanç ve kararlılıkla mücadele ediyorduk. Her arkadaş birbirine moral ve güç veriyordu.  

Düşman son günlerde kimyasal silah saldırılarını artık daha da arttırmıştı. Kimyasal saldırısında erzaklarımızın bir kısmı imha oldu, içme suyumuza da zehir katıldığı için kullanamıyorduk. Ne ağzımızı yıkayabiliyor ne de içebiliyorduk.

Üç asker tünele girmişti. Birinin adı Aslan, birinin Bora, diğerininki de Melih'ti. İkisi öldü, Melih ise yaralanmıştı. Daha sonra o da öldü. Bunun üzerine düşman saldırılarını daha da yoğunlaştırdı. Cenazelerini almak istediler, biz de verdik ama daha sonra o cenazeleri yaktılar.

Türk devletinin askerlerini yaktığı patlamada bizim de her şeyimiz imha oldu. Arkadaşlarla oturup tünelden çıkışımızı tartışalım dedik. Heval Bager netti; 'Ben ne olursa olsun Şehit Şahin'den çıkmayacağım' dedi. Biz de Şehit Şahin alanını terk etmeyeceğimizi, sadece mağaradan çıkacağımızı söyledik. O zaman düşmana darbe de vurabilirdik. Fakat heval Bager çıkmak istemeyince Avzem, Arîn yoldaşlar da çıkmak istemedi. Ortak bir kararla 4 arkadaş kaldı. Kalan arkadaşların fedai eylem yapacağını biliyorduk. Arkadaşlarla vedalaştık. Günlerce aynı yerde mücadele yürüttüğümüz yoldaşlarımızla vedalaşmak bizim için çok zordu. Çıktığımızda düşmanla aramızda mesafe fazla değildi; 25 metre kadardı. Zaten mağaradan çıktıktan birkaç saat sonra patlama sesi geldi, arkadaşların fedai eylem yaptığını düşündük. Patlama sesini duyduğumuzda canımızdan bir parça koptuğunu hissettik. Biliyoruz ki düşmanın bu vahşi saldırıları cevapsız kalmayacaktır, arkadaşların intikamı mutlaka alınacak.

PARTİDE BİNLERCE AVZEM VE BAGER VAR

Ne olursa olsun arkadaşların bize verdiği perspektifleri yerine ulaştırmamız gerektiğini biliyorduk. Yolumuz çok uzundu. Halkımızın gerçeği görmesi için elimizdeki belgeleri sağlam ulaştırmalıydık. Halkımız da ne yaşandığını görmeliydi. Yolda hem aç, hem susuzduk. Arkadaşlar üzüm yaprağı yiyordu. Yeter ki yerimize sağlam gidelim diye düşünüyorduk. Üzerimizde büyük bir sorumluluk vardı; ne olursa olsun bu fotoğraf ve görüntüleri arkadaşlara vermeliydik. Yoldayken de düşmanın hava hareketliliği çok fazlaydı. Düşman tekniğine çok güveniyordu ama yine de bizi yolumuzdan edemedi. Elimizde aynı zamanda askerlerin de fotoğraf ve videoları vardı.

Halkımız bu gerçeği görmeli. Avzem ve Bager yoldaşlar sadece bir ailenin kızı veya oğlu değil, bu şehit arkadaşlarımız tüm Kürdistanlıların evladıdır. Herkesin şehitlere daha fazla sahip çıkması lazım. Artık  Devrimci Halk Savaşı ve Rêber Apo'yu özgürleştirme zamanıdır. Halkımızdan isteğimiz, düşmanını daha iyi tanıması; özgürlük savaşçılarının, gerillaların dağlarda nasıl bir mücadele verdiğini bilmesidir. Çünkü bu partide binlerce Avzem ve Bager var. Düşmana karşı 7'den 70'e kim elinden ne geliyorsa yapmalıdır. Gerilla halktır, halk da gerilladır. Halkımızın, düşmanın bu vahşi saldırılarına karşı sessiz kalmaması lazım. Kürdistan halkı gerilla ile gurur duymalıdır, şehitlerine sahip çıkmalıdır. Halkımızdan beklentimiz budur.

Düşman işgal operasyonuna 'Pençe Kilit' adını verdi. Zap'ta bizi yok etmek isteyen düşman orada kilitlenip kaldı. Avaşîn, Metîna ve Bakur alanlarında da aynı hezimeti yaşadı. Düşman hangi silahlarla saldırırsa saldırsın irademizi kıramayacaktır. Topraklarımıza öyle kolay giremeyecekler. İşgal operasyonlarından bu yana düşman da yenilgiye uğradığını biliyor ama itiraf edemiyor. Bu düşmana karşı heval Bager, Avzem, Zîlan çizgisinde mücadele edeceğimin sözünü bir kez daha yineliyorum. Şehit arkadaşlarımızın intikamını mutlaka alacağız. Verdiğimiz bedeller bizi zayıflatmıyor; tam aksine düşmana öfkemizi ve kinimizi daha da büyütüyor. Verdiğimiz her kaybın intikamını alacağız. Heval Bager'in dediği gibi halkımız için, Önderliğimiz için ne bedel vermemiz gerekiyorsa vereceğiz. Düşmana hiçbir zaman diz çökmeyeceğiz ve boyun eğmeyeceğiz. Koşullarımız ne kadar zor olursa olsun mücadelemizden geri adım atmayacağız.