Türk devletinin seçim tehditleri

Özerk yönetim ve partiler bu düşmanlığı ve saldırıları dünya halklarına anlatmalıdırlar. Atak bir diplomasi ve propaganda kampanyasına ihtiyaç var. Halkı harekete geçirip sandığa götürmek ve bu saldırganlığa karşı bir direniş içine çekmek gerekiyor.

ROJAVA SEÇİMLERİ

Türk devleti yine Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırılarını artırdı. Devletin en yetkili kurumları peş peşe açıklamalar yapıp Rojava’yı, Kuzey ve Doğu Suriye’yi tehdit etmeye başladılar. Bu bölgeler zaten saldırıların ve tehditlerin odağındaydı. Ne kadar kötülük varsa yapmışlardı. Ele geçiremedikleri bölgeler içinde içeride ve dışarıda hazırlıklarını yapıyorlardı. Efrin’den Derik’e kadar olan, Kürtlerin ağırlıklı yaşadığı bölgeleri 30 km derinliğinde kendi güvenlik bölgeleri ilan etmiş ve bunu BM genel kurulunda dahi açıklamışlardı.

Tehditler bu defa Kuzey ve Doğu Suriye’de yapılacak belediye seçimleri yüzünden. Belediye seçimleri Türkiye’yi niye tehdit etsin? Ortada silah, çatışma veya bir yere saldırı yok. Yıllardır halk bu bölgelerde kendisini yönetiyor. DAİŞ’e karşı verilen mücadelede kurtarılan bölgeler güvenliğini sağlayıp günlük işlerini görüyordu. Buradan Türkiye’ye saldıran veya ona savaş açan kimseler yoktu. DAİŞ’in binlerce militanı Türkiye üzerinden dünyanın her bölgesinden gelip Suriye ve Irak’a rahatlıkla girip çıkıyordu. Türkiye onlara sınırlarını açıp destek veriyordu. Ama Kürtler öncülüğünde DAİŞ’e karşı direniş gelişince Erdoğan yönetimi son derece rahatsız oldu. Kobané’de Kürtler direnince ABD öncülüğündeki koalisyon da DAİŞ’e karşı verilen savaşa katıldı. DAİŞ, Bahoz’da yenilene kadar bu ortaklık sürdü. Şimdi de koalisyon bölgede, on binden fazla DAİŞ tutuklusu elde tutuluyor ve yer altına çekilmiş hücrelerine karşı operasyonlar devam ediyor.

Erdoğan yönetimi DAİŞ’in adını ağzına almamaya ve Kürtleri hedef göstermeye devam ediyor. Yüz yıldır bitmeyen ve azalmayan Kürt düşmanlığı gözlerini ve ruhlarını karartmış.  Devlet seferber olmuş Kürtlerin teröristliğini dünyaya anlatmaya ve destek almaya çalışıyor. Suriye’de Kürtler için kullandıkları insani bir kelime olmamıştır. Kürtlerin yerleşim alanlarını ‘’terör koridoru ve teröristan’’ olarak adlandırmaktalar. Bir terör devleti kurdurmayız deyip yeri göğü inletiyorlar. Türk yöneticilerini dinleyenler Kuzey ve Doğu Suriye’de teröristler dışında başka kimselerin olmadığını sanır. Şimdi belediye seçimleri gündeme gelince kudurmuş gibiler, hezeyana tutulmuşlar. Seçimleri insanlar yapar. Yöneticilerini belirlerler. Demek ki, Kuzey ve Doğu Suriye’de bir toplum, insanlar yaşıyormuş!

Efrin, Türkiye’ye ne yapmıştı? Suriye’de zeytin bölgesi olarak tanınıyordu. Halkı üretken ve emekçiydi. Yüzleri, binleri bulan uzun yıllar boyu orayı yaşam alanlarına çevirmiş, yerleşmiş ve bir kültür yaratmışlardı. Türk devleti NATO’nun ikinci büyük ordusunu bu bölge halkının üzerine saldı. Yüzde yüze yakın Kürt nüfus Efrin’de yaşıyordu. Halkı dağıttılar. Yerlerine çeteleri ve ailelerini getirdiler. Halkın zeytinlikleri, toprakları ve bütün birikimleri ellerinden alındı. Orada eğitim Kürtçeydi. Türk devleti okullarda Kürtçeyi yasakladı. Efrinlilerin başına getirmediğini bırakmadı. İnsanlık suçu olan soykırımı, etnik temizliği dünyanın gözü önünde uyguladılar.

Seçimler nasıl oluyor da Türkiye’nin güvenliğini tehdit ediyor? Sözü edilen bölgelerde 5-6 milyon arası bir nüfus yaşıyor. Bu bölgelerde bazı şehirlerin nüfusu Arap’tır. Diğer bölgelerde de Kürtler, Araplar, Asuri-Süryani ve diğer halklar birlikte yaşıyorlar. Bu şehirlerde hizmetlerin yapılması gerekir. Yüz binlerce çocuk okula gidiyor. Şehirlerin yol, su vb. birçok sorunu var. Suriye hükümetiyle sorunlar çözülene ve anlaşma sağlanana kadar halk elini kolunu bağlayıp bekleyemez. En iyisi ve en doğrusu da halkın kendisini yönetmesi, demokratik bir alternatif yaratması ve seçimlere gitmesidir. Özerk yönetimin bu konularda fazla deneyimi yok. Seçimler konusunda eksiklikleri olabilir. Bunlar da eleştirilerek, yol göstererek giderilebilir.

Ancak Türk devletinin karar organları MGK, MSB, devletin gerçek sahibiymiş gibi Devlet Bahçeli ve Erdoğan seçimleri hedeflerine koydular. Savaş bakanı Yaşar Güler, Türk ordusu savaşa hazırdır, hiçbir oldubittiye izin vermeyiz diyor. Olan biten de özerk bölge halkının günlük işlerini yapmak için belediye seçimlerine gitmesidir. Zihinleri zehirlenmiş, ağızlarından şiddet ve ölüm akıyor.

Küçücük Kıbrıs devletini işgal ettiler, iki yüz bin Türk nüfusu için devlet statüsünü dünyaya dayatıyorlar ama Kürtlerin de içinde bulunduğu milyonlarca insanın bir belediye seçimi yapmasını da savaş, işgal gerekçesi olarak ilan ediyorlar.

Kürtler, Rojava, özerk yönetim ne yaparsa yapsın Türk devleti düşmanlık yapacak ve saldıracaktır. Geçen yıl İstanbul’daki bir patlamayı gerekçe gösterip yoğun saldırlar düzenlediler. Güney Kürdistan’da Aralık ayında başlayan gerilla eylemlerinden sonra yine kapsamlı ve alt yapıyı hedefleyen saldırılar yaptılar. Kısacası saldırmak için her zaman bir gerekçe bulacaklardır. Onların asıl derdi, Kürtlerin varlığıdır. Kürtler yok olmadan, dağıtılmadan durmazlar. Bunu da gizlemiyorlar.

Özerk yönetim ve kurumları, partiler bu düşmanlığı ve saldırıları dünya halklarına anlatmalıdırlar. Atak bir diplomasi ve propaganda kampanyasına ihtiyaç var. Halkı harekete geçirip sandığa götürmek ve bu saldırganlığa karşı bir direniş içine çekmek gerekiyor. Seçime fazla zaman kalmadı. Her yönüyle bir seferberlik havasında çalışmaya ihtiyaç var.

Kaynak: Ronahî Gazetesi