HÜDA-PAR - Hizbullah katliamlarının tanıkları anlattı

HÜDA-PAR olarak örgütlenen ve kökeni 1990'ların Hizbullahına dayanan kontra oluşum bugün de TC'nin maşası olarak hizmet görmeye devam ediyor. Hizbullah katliamlarının tanıkları Abdurrahman Turhallı, Murat Kılıç ve İkram Görnü yaşadıklarını anlattı.

HİZBULKONTRA KATLİAMLARI

Türk devletinin, PKK’ye karşı 1990’lı yıllarda yürüttüğü topyekûn savaş konsepti dahilinde bir savaş aparatı olarak kullandığı Hizbullah örgütü, yerel seçimlerde HÜDA-PAR olarak Kurdistan’ın birçok yerinde aday çıkardı.

Kürt tarihinde karanlık bir dönemin, işbirlikçiliğin, halkına ihanetin adı olan Hizbullah, PKK’ye karşı Türk ordusu açık savaş yürütürken 90’lı yıllarda kent merkezlerinde yurtsever kesime, Kurdistani değerlere yönelmişti.

Yakınları Hizbullah tarafından katledilenler, o dönem yaşananları ve Hizbullah’tan HÜDA –PAR’a dönüşüm sürecini ANF'ye anlattı.

Abdurrahman Turhallı


Kürtlerin eşitlik, özgürlük mücadelesinin giderek büyüdüğü 90’lı yıllarda Hizbullah’ın katlettiği kişilerden birisi Hafız Sıddık Turhallı’dır. Çewlîg’in Dara Hênê (Genç) ilçesinden olan Turhallı ailesinden şehit Hafız Sıddık’ın kardeşi Abdurrahman Turhallı (66), abisinin 60’lı yıllarda, kendisinin ise 1975-1976 yılları arasında Amed’e taşındığını söylüyor.

'DR. AZİZ AİLEMİZİ ETKİLEDİ'

Amed’e yerleştikleri dönemden çok kısa bir süre sonra Kürt halkının yeni bir direniş etrafında örgütlenmiş, Kürt Özgürlük Hareketi ile varoluş mücadelesine başlamıştır.

Abdurrahman Turhallı, “Ailemden Dr. Aziz Turhallı, Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde yer alan ilk kişiydi. 1986 yılında girdiği sınavla Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı” diyor, o dönemi işaret ederek.

Dr. Aziz Turhallı’nın öğrenci hareketleri içerisinde aktif çalışmalar yürüttüğünü belirten Abdurrahman Turhallı, bu durumun ailesini de etkilediğini ifade ederek, “Aziz, 1989 yılında gerillaya katıldı. 9 Aralık 1990 yılında şehit düştü. Şehit düştüğü yerden cenazesini yaklaşık 4 ay sonra, yani Mart 1991’de alabildik. Amed’de defnettik” diyor.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu dönem sonrasında giderek halk desteğini aldığının altını çizen Abdurrahman Turhallı, 5 Temmuz 1991 yılında Vedat Aydın’ın katledildiğini hatırlatarak o günleri şöyle anlatıyor: “Bu cinayetin yaklaşık bir yıl sonrası abim Hafız Sıddık Turhallı, gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra Amed’de 28 Ağustos 1992’de katledildi” diye anlatıyor.

Vedat Aydın’ın katledilişinin yıl dönümünde Amed’de tüm dükkanlar kepenk kapatmış, halk cenaze törenine katılmıştır. Abdurrahman Turhallı, “O gün beni ve kardeşim Emin’i zorla bir araca bindirdiler. Gözaltına aldılar. Gözaltına alındığımızda kardeşim bana dönerek, ‘Bunlar bizi kaybettirecekler’ dedi. İlkin Çarşı Karakolu, sonrasında ise şimdi yıkılan o dönemin Yenişehir Emniyet Sarayı’na götürdüler” diyor.

'HİZBULLAH İLE TEHDİT EDİLDİK'

Kardeşiyle birlikte işkenceden geçirildiklerini söyleyen Turhallı, şöyle devam ediyor: “Burada polis bize ‘Sizi Hizbullahçılara teslim edeceğiz’ dedi. Bunu anlatıyorum, çünkü bu Hizbullah'ın nasıl devletin bir aparatı olduğunu ortaya koyuyor. Üç gün burada tutulduk ve polise mukavemetten Diyarbakır Cezaevi’ne sevk edildik. Yani abim Hafız Sıddık Turhallı katledilmeden önce, Turhallı ailesi olarak biz polis tarafından Hizbullah ile tehdit edilmiştik.”

Yaklaşık 40 gün cezaevinde tutulduktan sonra mahkemeye çıkarıldıklarını ve sonrasında serbest bırakıldıklarını belirtten Abdurrahman Turhallı, “O zamanlar hastane caddesinde bir büfemiz vardı. Polis ve Hizbullahçıların sürekli takibine alınmıştık” diyor.

Hafız Sıddık Turhallı


“DEVLET TESLİM ETTİ, HİZBULLAH KATLETTİ”

Hafız Sıddık Turhallı’nın katledildiği gün olan 28 Ağustos’ta, yeğeniyle işlettikleri büfeyi kapatıp eve doğru yol alırken mahalleden birisiyle karşılaştıklarını ise şöyle dile getiriyor:, “Komşumuz Melle Sıddık’ın Saray Kapı’nın orada vurulduğunu söyledi. Aile bireyleri vurulduğu yere bizden önce ulaşmışlardı. Bedeni daha sıcakmış ve hemen hastaneye kaldırmışlardı. Hastaneye gittiğimizde her yerde polis vardı. “Cenazemizi alacağız” dediğimizde “alamazsınız” dediler. Bize hakaret ettiler, fiziki saldırıda bulundular. Ben ve Mele Sıddık’ın oğlu Hafız Ahmet’e çok işkence yaptılar özellikle. Cenazemiz o gece morgda tutuldu. Sabah alıp mezarlığa götürdük. Her yerde yine güvenlik güçleri vardı. Mezarlık dört yandan sarılmıştı.”

“Abim Hafız Sıddık’ın daha yasını tutuyorduk ki, büfeyi işleten yeğenim Sait Menteş’e de Hizbullah tarafından saldırıda bulunuldu” diyen Abdurrahman Turhallı yeğeninin bu saldırıdan yaralı kurtulduğunu dile getiriyor.

Abdurrahman Turhallı devamında, “Yani kısacası devlet bize, ‘Artık sizi Hizbullah’a teslim ettik. Onların denetimindesiniz’ demiş ve Hizbullah saldırmaya başlamıştı” diyerek Hizbullah’ın devletin bir savaş aparatı olduğunun tekrar altını çiziyor.

1992’de Amed’de yaşama imkanı kalmayan aile, tekrar Çewlîk'teki köylerine dönerler. Ama burada da köy halkının başlarına bir şey gelir korkusuyla kendileriyle iletişim dahi kuramadığını ifade eden Abdurrahman Turhallı, “Evden de çıkamıyorduk. 1994 yılında İstanbul’a sürgüne gittik” diyor.

'ABİM MEDRESE GELENEĞİNİN SÜRDÜRÜCÜSÜYDÜ'

Medrese geleneğinin Kurdistan’da bir aydınlanma geleneği olduğunun altını çizen Abdurrahman Turhallı, Şehit Hafız Sıddık Turhallı’nın bu geleneğin sürdürücüsü olduğunu belirtiyor. Turhallı, “Abim, Hizbullah tetikçileri Fuat Balcı, Abdülkerim Kaya, M. Faysal Bozkuş tarafından katledildi. Katledilmesinin şüphesiz büyük bir anlam ve önemi vardı. Bu katliam, aydınlanma geleneğine de saldırıydı” diyor.

Hizbullah tetikçilerinin tümünün Kürtlerden oluştuğunu belirten Abdurrahman Turhallı, devamında şunları dile getiriyor: “Hizbullah devletin ‘Kürt’ü Kürt’e kırdırma’ projesiydi. Devlet Hizbullah’la Kürtler arasındaki çatışmayı derinleştirmeyi amaçlamıştı. ‘Biz yapmıyoruz. Onlar birbirini vuruyor’ imajı yaratılmaya çalışılıyordu.”

Devletin Hizbullah’ı kurmasının bir diğer nedeninin ise Kürtlerin bilinçlenmesi ve mücadele vermesi olduğunu ifade eden Abdurrahman Turhallı, devletin bu projeyle Kürtlerin mücadelesini parçalamayı hesapladığını belirtiyor.

'HÜDA-PAR, HİZBULLAH’IN SİYASİ ADIDIR'

90’lı yılların Hizbullah tetikçilerinin bugün HÜDA-PAR adıyla isim değiştirip siyasi bir role büründüklerini ifade eden Abdurrahman Turhallı, “Siyasi değişiminin nedenini de biliyoruz. 90’lı yıllarda insanları öldürüyorlardı. Şimdi ise siyaset yaptıkları için birilerini öldürmüyorlar. Tepki toplamak istemiyorlar. Dini öne sürerek, Kürtçe konuşarak Kürt halkını kandırmaya, oy almaya çalışıyorlar” diyor.

Turhallı, “Sanki binlerce Kürt’ü öldüren onlar değilmiş, bir şey yapmamışlar gibi bugün ‘Kürtlerin öncüsü biziz’ gibi bir söylem geliştiriyorlar. Devlet onlarla yürümek istiyor” diyerek HÜDA – PAR’ın aynı şekilde bir devlet projesi olduğunun altını çiziyor.  

'KÜRT HALKI HÜDA-PAR’A PRİM VERMEYECEKTİR'

Abdurahman Turhallı, yaşananların yazılmadıkça unutulduğuna işaret ederek devamında şunları dile getiriyor: “Yeni nesil bunları unutmayarak, mücadele ederek ayakta kalabilir. Binlerce aile bu acıyı çekti. Aileler sonsuza kadar bu acıyı unutmayacaklar. Duyarlı olan hiçbir Kürt, HÜDA-PAR’a prim vermeyecektir.”  

'TOPLU KATLİAM YAPMAK İSTEDİLER'

Hizbullah’ın ailesinden 5 kişiyi katlettiği Murat Kılıç (34) ise, şu an da Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) Merkez Yürütme Kurulu'nda siyasi mücadele yürütüyor.

Edip Kılıç


Murat Kılıç, Hizbullah kontraları tarafından gerçekleştirilen katliamın kronolojisini şu cümlelerle aktarıyor: “Babam Edip Kılıç, 1 Ekim 1992’de Beşevler mahallesinde bulunan evimizin iki sokak ötesindeki iş yerini açmaya gittiği sırada 9 kurşunla katledildi. Daha aradan 20 gün geçmemişti ki evimiz uzun namlulu silahlarla tarandı. Toplu bir katliam planlanmıştı. Çünkü taziye için onlarca insan evin etrafındaydı. Kadın, çocuk herkesi katledeceklerdi. 20 Ekim 1992’de gerçekleşen bu saldırıda ise, dedem Şükrü Kılıç ile Antalya’da taziye için Batman’a gelen halamın eşi Anter Yalçın katledildi. Kendisi aynı zamanda babamın kuzeniydi. Bu saldırıda amcam İrfan Kılıç ise -o zaman 15 yaşındaydı- yaralandı. 10 yıl yatalak kaldı. 2 Eylül 1993 tarihinde ise iki amcam Habip Kılıç ile Hikmet Kılıç Batman merkez Elma Sokak’ta silahlı saldırıya uğradılar. Burada da amcam Habip Kılıç katledildi. Diğer amcam Hikmet Kılıç ise ağır yaralı şekilde kurtuldu. 4 Eylül 1993 tarihinde bu cinayetleri araştırmak için gelen dönemin Demokrasi Partisi (DEP) Milletvekili Mehmet Sincar da burada katledildi.

9 Mayıs 1993'te o dönem Halkın Emek Partisi (HEP) Batman İlçe Yöneticisi olan teyzemin oğlu Medeni Göktepe, Hizbullah tetikçileri tarafından katledildi.”

Habip Kılıç


'ÖLÜM TEHDİTLERİ DURMADI!'

Ailesinin politik bir kimliğe ve Kürt halkı için mücadele eden bir gelenekten geldiğinin altını çizen Murat Kılıç, amcası Habip Kılıç’ın o dönem Halkın Emek Partisi Meclisi'nde çalışmalar yürüttüğünü belirtiyor.

Murat Kılıç, 2 kız 2 erkek olmak üzere dört kardeş olduklarını, bu katliamların gerçekleştiği tarihte en küçük kardeşinin 3 aylık olduğunu belirtiyor.

Kısa süre içerisinde ailesine karşı gerçekleştirilen bu katliam sonrasında büyük travmalar yaşadıklarını ifade eden Murat Kılıç, devamında yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Ölüm tehditleri durmadı. Toprağımızdan göçmek zorunda kaldık. Sürgün edildik yani. Evde eli ekmek tutan herkesi katlettiler.”

'BABAM KATLEDİLMEDEN ÖNCE DE HİZBULLAH TARAFINDAN ALIKONULMUŞTU'

Kılıç, katliam sonrasında Antalya’ya oradan da Aydın’a geçtiklerini ama burada da ırkçı Türk - faşizan grupların saldırılarıyla karşı karşıya kaldıklarını belirtiyor. Murat Kılıç, “Sürekli taciz edildik. 2 sene dayanabildik. Sonrasında ailemizin katledildiği Batman’a dönmek zorunda kaldık” diyor.

Lise  döneminde bunu sorgulamaya başladığını ifade eden Murat Kılıç, “Geniş bir aileydik. Annem hep bizi korudu bu sürede. Aileme sordum; neden, neredeler diye. Anlattılar olan biteni” diyor.

Kılıç, katliamlar öncesinde aile bireylerinin birçok defa tehdit edildiğini, defalarca işkence gördüklerini aktararak şunları dile getiriyor: “Annem anlatıyordu. Babamı bir keresinde evden alıp götürmüşler. 6 hafta sonrasında eve dönebilmiş. Geldiğinde çok zayıflamış, vücudunun birçok yerinde belirli işkence izleri duruyormuş. Babam anneme, ‘Tüm bu süre boyunca sadece tren sesini duyabiliyordum’ demiş. Babam Hizbullahçılar tarafından alıkonulmuştu. Babam, ‘Burayı terk edin yoksa sizi öldüreceğiz’ denilerek tehdit edilmiş.”

Kılıç, “Toplum içinde kişiyi karalama, kötülemeden her türlü onur kırıcı şeyi yapıyorlardı. Ama ailem bu tehditlere rağmen o dönem gitmedi. Tabii ki o dönemde Kürt’e ‘Ya yaşadığın toprakları terk et, ya bu yaşam içinde ucuz bir rol bul kendine ya da öl’ dayatılıyordu” diyerek bugün yaşananların da bundan ibaret olduğunun altını çiziyor.

'HİZBULLAH DEVLETİN ÖZEL SAVAŞ APARATIDIR'

Hizbullah'ın devlet tarafından organize edilen özel bir savaş aygıtı olduğunu vurgulayan Murat Kılıç, devletin Kürt halkının sosyolojisini iyi çalışarak bu yapıyı Kurdistan’da kullandığını belirtiyor.

Devletin, politik Kürtlerin dışarıdan gelen her türlü saldırıya cevap olduğunu, kabul etmediğini görerek, Kürt halkının muhafazakar kimliği üzerinden bu yapıya alan açmaya çalıştığını sözlerine ekleyen Kılıç, “Devlet kendine göre bir Kürt kimliği şekillendirmişti. Kürt halkının uyanışı ile birlikte bunun çözüm olmadığını açığa çıkmıştı. Ama bu yapı hiçbir zaman Kürt halkının öz zeminine inemedi. Bu yapı hiçbir zaman Kürt halkının çıkarlarını savunmadı. Her zaman devletin bir özel savaş aparatıydılar. Hâlâ da rolleri budur” diyor.

'DEVLET KÜRT HALKINA YAŞATTIKLARININ HAFIZASINI HEP CANLI TUTTU'

Murat Kılıç, devletin hiçbir zaman Hizbullah ile olan bağını bitirmediğini de şu sözlerle ifade ediyor: “Devlet zaman içerisinde Hizbullah’a dönük operasyonlarla farklı bir görüntü vermeye çalışsa da Hizbullah’ın “tetikçi” yapısıyla her zaman bağını sürdürdü. Beyaz Toroslar vb. imajlarla Kürt halkına 90’lı yıllarda yaşattığı hafızayı hep canlı tuttu.” 

“Bu dönemde fiili olarak yaptıkları tamamen tetikçiliktir” diyen Kılıç, 90’lı yıllardan bugüne Kürt halkının büyük bedellerle elde ettiği kazanımların boşa çıkarılmaya çalışıldığının altını çiziyor. Kılıç, “Devlet HÜDA-PAR ile Kürt halkını savunmasız bırakacak bir kanala yönlendirmeye, Kürt halkını yalnız bırakmaya, muhafazakar İslami bir çizgiye sıkıştırmaya çalışıyor” diyor.

Hizbullah’ın Kürt halkını, Kürtçeyi savunan binlerce insanı katlettiğini, bugün HÜDA-PAR adı altında “Kürtçeyi savunuyoruz” dediğini belirten Murat Kılıç, “90’lı yıllarda bizi katledenler bugün yüzlerine makyaj sürüp, siyah kıyafetlerini çıkarıp, takım elbise giyip, kravat takıp Kurdistan sokaklarında katlettikleri ailelere gidip oy istiyorlar. Biz aileler olarak soruyoruz; hayırdır? Kürtçeyi, Kürt halkını savunan binlerce insanı katlettiniz.’ Bu yüzsüzlük ve alçaklık değil midir? Bu coğrafyada yüzyıldır süren bir Kürt kırımı var. Yüzyıldır temel haklarını alamayan bir halkız. Ve buna karşı gelişen bir uyanış var. HÜDA-PAR, Kürt sorunu ve Kürtlerin haklarını alması noktasında samimi olsaydı, yüzyıldır katledilen Kürt halkının yanında dururdu” diyor.

'KADIN MÜCADELESİ HÜDA-PAR’IN HEDEFİNDEDİR'

Kendisine HÜDA-PAR Başkanı Serkan Ramanlı’nın “Biz seçilirsek kadınların hangi renk çarşaf giyeceğine karışmayız” şeklindeki sözlerini hatırlattığımız Murat Kılıç, kadınların özgürlük mücadelesine karşı HÜDA-PAR üzerinden yürütülen bir politikanın devreye konulduğunu belirtiyor.

Kılıç, “Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte son 40 yıldır Kürt Kadın Hareketi özelinde kadınlar muazzam başarılar elde etti. Beni en çok etkileyen de Kürt Hareketi içerisindeki Kadın Özgürlük Hareketi’dir. Erkeğin, erk zihniyetinin kurduğu tüm saltanatı yerle bir eden bir mücadele ortaya koydu” diyor.

'ANNEMİN HİKAYESİ KÜRT KADINININ DİRENİŞ HİKAYESİDİR'

Zor bir hayat geçirdiklerini, çocukluğunun yokluk içerisinde geçtiğini, travmalar yaşadıklarını ve hâlâ o travmalarla mücadele ettiklerini belirten Murat Kılıç, annesinin kendilerini ayakta tuttuğunu belirtiyor. “Beni var eden annemdir. Bu yaşamımı anneme borçluyum” diyen Murat Kılıç, tanık olduğu haliyle Kürt kadınlarının mücadelesini, “Kime dokunduysalar katletmişler, yaşamlarını parçalamışlar. Ya çocuğunu, ya babasını, ya eşini katletmişler. Kayıplarının kemiklerine bile ulaşamayan insanlarımız var. Neredeyse herkesi yetim bırakmışlar. Bütün bunlar bir yana bir kadının inanılmaz direnişine de şahitlik ettim. O da annemin direnişidir. Annemin hikayesi, Kürt kadınının mücadelesini özetliyor. Annemin gözlerinde çaresizliği çok gördüm. Aç kaldık, evsiz kaldık ama hiçbir zaman annemin gözlerinde pes etmeyi görmedim. Bu yüzden Kürt kadınından nefret ediyorlar. 90’lı yıllarda direnen tüm erkekleri katlettiler. Kadınlar kaldı. Yetim kalan çocukları büyüten bu kadınlar oldu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin yıldızı kadınlardır. Onların pes etmeyip ortaya çıkardığı özgürlük mücadelesidir. Şimdi de tüm propagandalarını kadın mücadelesini boşa çıkarmak üzerine kuruyorlar. Şimdi tüm dünya Kürt kadınını tanıyor. Kürt kadınının yetiştirdiği bütün yiğit evlatlarını tanıyor” diye ifade ediyor. 

'HALKIMIZ BUNLARI UNUTMAYACAKTIR'

Kürt halkının 90’lı yılları asla unutmayacağını belirten Murat Kılıç, “O günlerde gerçekleşen katliamları, acıları unutmayacaktır. Hafızamızı her zaman diri tutmamız gerekiyor. Özellikle de bu seçimde halkımızın her bir bireyi sandık başına gitmeli ve HÜDA-PAR vb. Kürt halkını iradesiz bırakmaya çalışanlara gereken cevabı vermelidir” diyor.

Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin önemli ailelerinden birisi olan Görnü ailesinden MEBYA – DER yöneticisi İkram Görnü (44), babası Ekrem Görnü’nün 24 Temmuz 1992 yılında Batman’da Hizbulla kontraları tarafından, dedesi Îzedîn Görnü’nün ise Adana’da devlet tarafından Kürtlere karşı kullanılan Urfa’da yaşayan Araplar tarafından katledildiğini belirtti.

Amcası Aydın Görnü’nün ise 16 Eylül 1992 yılında Batman’da Hizbullah kontraları tarafından silahlı saldırıya uğradığını ve amcasının felçli kaldığını belirten İkram Görnü, o dönem 11 yaşında olduğunu ve her şeyi bugünkü gibi hatırladığını ifade ediyor.

İkram Görnü


'BABAMI DÜKKAN ÖNÜNDE SİLAHLA VURDULAR'

Hizbul–Kontraların o dönem Batman’da Kürt mücadelesine karşı örgütlendiğini belirten İkram Görnü, “Ahmet amcam, 1978 yılında gerillaya katıldı. Yedi arkadaşıyla birlikte 12 Temmuz 1988 yılında Êlîh’in Hezo (Kozluk) ilçesinde girdiği bir çatışmada şehit düştü. Dedem de Êlîh’te Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurucularından olduğu için biliniyorlardı” diyor.

O dönem yurtsever gençlerle kontralar arasında sürekli kavgaların olduğunu ifade eden İkram Görnü, yaşadıkları o günleri şu cümlelerle aktarıyor: “Evimizin hemen karşısında bir Ticaret Lisesi vardı. Orada yine bir kavga olmuştu. Kontralardan birisi burada öldürüldü. Aynı gün kontralardan oluşan 100-150 kişilik bir grup taşlı sopalı, evimize saldırdı. Sonrasında olaylar gelişti. 24 Ağustos 1992’de babam dükkanının önünde otururken kontralar tarafından silahlı saldırıya uğradı. Orada şehit düştü.”

Ailesine dönük tehditlerin cenaze töreninde de devam ettiğini altını çizen İkram Görnü, “Kitlesel bir cenaze töreni düzenlenmişti. Mezarlık Özel Hareket polisleri tarafından kuşatılmıştı. O zaman rahmetli dedemi çağırmışlar ‘Slogan atarsanız herkesi tararız’ diye tehdit etmişlerdi” diye anlatıyor.

Ekrem Görnü, İzzettin Görnü ve Aydın Görnü


'YARALI KURTULUP HASTANEDE İNFAZ EDİLEN ÇOK KİŞİ VAR'

Hizbul-Kontraların sistematik saldırılarının devam ettiğini ifade eden İkram Görnü, babasının katledilişinden yaklaşık bir ay sonra ise amcası Aydın Görnü’nün silahla vurulduğunu belirtiyor. Görnü, “Sonrasında hastaneye gittik. Özel Hareket polisleri amcamın başındaydılar. Amcamın kurşun yarasına parmak sokup işkence ediyorlardı. Doktorlar da tehdit ediliyorlardı ve amcamın infaz edilmesi istenmişti. Ailem alelacele amcamı hastaneden çıkardı. Çıkarmak zorunda kalmıştık. Ayrıca bu kontra saldırılarında yaralı kurtulup hastaneye götürüldüğünde infaz edilen çok kişi var” diyor.

Amcasını ağır yaralı halde 10 gün evde yatırdıklarını belirten İkram Görnü, devletin kentten çıkmalarına dahi izin vermediğini belirtiyor. Görnü, ailenin tüm erkeklerinin katledilmesinin hedeflendiğini ifade ederek o günleri şöyle aktarıyor: “Hatırlıyorum; annem, halalarım, teyzelerim erkekleri ortaya alıyor, kendileri pencere etraflarında oturuyordu. Dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı böyle bir önlem alıyorlardı.”

Görnü, “Dedemin kuzenlerinin maddi durumları iyiydi. Ticaretle uğraşıyorlardı. Onlar o zaman askeriye ile görüşmüşlerdi. ‘Aile buradan gitmek istiyor. Akrabalarımızdır’ demişler. Askeriyedeki komutan bir defter çıkarmış. Defterde bizim ailenin tüm bireylerinin isimleri yazılı. Ve üzerleri kırmızı kalemle çizilmiş. ‘Değil Batman’ı, Türkiye’yi terketsinler’ diyor akrabalarımıza. Bu aracılıkla kentten çıkmamıza izin verildi.”

8 kardeş olduklarını ve ailenin en büyük erkek çocuğu olduğunu ifade eden İkram Görnü, Ankara’ya oradan da Adana’ya göç ettiklerini belirtiyor. Görnü, “Kimse yaşamasın yaşadıklarımızı. Çok zor günlerdi. O günleri asla unutamayacağım. 15 yaşındaydım dedem katledildiğinde. Tüm ailemin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldım. Gecemi gündüzüme katarak ailemi ayakta tutmaya çalıştım. Bir torba un 3 milyon TL’ydi o zaman. Annem babamın parmağına taktığı nişan yüzüğünü satıp bize un satın almıştı. Unutmayacağım bunları. 2000 yılında Batman’a dönüş yaptım.  Ara ara Adana’ya gidip geldim. Annem “Oğlum kendi memleketimize dönelim” dedi ve yine Batman’a taşındık. Belediyede çalışıyordum. Sonrasında kayyum atandı ve işten de çıkarıldım” diyor.

'SOYLU’NUN AÇIKLAMASI HÜDA-PAR’IN DEVLET PROJESİ OLDUĞUNU ORTAYA KOYUYOR'

Kürt halkı için mücadele verenlerin, devlet tarafından kullanılan Kürtler tarafından katledilmesini asla unutmayacağını belirten İkram Görnü, “Ailemin, başka bir yurtseverin kanında parmağı olan bu katiller yargılanmadılar. Kürt halkı için mücadele verenlerin, devlet tarafından kullanılan Kürtler tarafından katledilmesini asla unutmayacağım. Ailemin, başka bir yurtseverin kanında parmağı olan bu katiller yargılanmadılar. Sokakta dolaştığımızda kollarımız birbirine değiyordur belki de.”

Hizbullah’ın günümüzün HÜDA-PAR’ı olduğuna dikkat çeken İkram Görnü, “Kürt, Kurdistan kelimeleri yüzünden müebbet cezaya çarptırılan, katledilen binlerce yoldaşımız var. Ama HÜDA-PAR, bugün “Bağımsız Kurdistan” da diyor. Bizden daha radikal söylemlerde bulunuyor. Ama bunların bir tanesine dahi bir fiske vurulmamış. Nedenini bir önceki dönem Türk İçişleri Bakanlığını yürüten Süleyman Soylu zaten söylemişti. Soylu, HÜDA-PAR’ın bir devlet projesi olduğunu ve 10 yıl sonra bunun ne demek olduğunun anlaşılacağını söylemişti” hatırlatmasında bulunuyor.

'HÜDA-PAR KÜRT DİRENİŞİNİ TASFİYE PROJESİDİR'

HÜDA-PAR’ın Kürtlerin direnişinin tasfiye projesi olduğunu vurgulayan İkram Görnü, bunun devletin kendi Kürt’ünü din üzerinden yaratma projesi olduğunun altını çiziyor. İkram Görnü, “HÜDA-PAR Kürt halkını temel hak taleplerinden uzaklaştırmanın adıdır. Hizbullah’ın 90’lı yıllarda gerçekleştirdiği katliamları sürekli dile getirmek, bu hafızayı taze tutmak zorundayız. Devlet Kürtlere karşı her türlü kirli aracı devreye koyuyor. Devlet ekonomik, siyasi her türden desteği şu an HÜDA–PAR’a sağlıyor” diye kaydediyor.

“Özellikle son seçim çalışmalarında kadın belediye eşbaşkan adayımız üzerinden bir tartışma yürütülmeye, kadın mücadelesi boşa çıkarılmaya çalışılıyor” diyen İkram Görnü, “Kimse buna prim vermemeli. Seçim günü herkes gidip iradesi için DEM Parti’ye oyunu vermelidir” diyerek Kürt halkına da çağrıda bulunuyor.