HBDH: 14 Temmuz direniş ruhu birleşik mücadelemizde yaşıyor

HBDH Yürütme Komitesi 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişçilerini anarak, ''14 Temmuz'un büyüttüğü şanlı direniş meşalesi, tüm dağları ve kentleri kuşatmış durumdadır’’ dedi.

14 TEMMUZ

Yazılı bir açıklama yapan Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Yürütme Komitesi, 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu’nun yıldönümünde zindan direnişçilerini andı. 

Açıklamada şunlar ifade edildi:

''14 Temmuz 1982 şanlı Ölüm Orucu direnişi üzerinden  42 yıl geçti. Diyarbakır zindanında yükselen bu direniş, o dönem estirilen 12 Eylül karanlığına karşı geliştirilen direnişlerin devamıdır. 1980 darbesi ile TC devleti, emperyalistlerin Neo-liberal politikalarını uygulamak için büyük bir karşı devrim saldırısı başlatmıştı. Bu geniş çaptaki saldırı ile Türkiye ve Kurdistan'da binlercesinin katledilmesine, zindanlara atılmasına, işkenceler görmesine neden oldu. Devrimci önderlerden en sıradan halktan insanlara kadar, halkın üzerinde en ağır işkenceler uygulandı. Faşizm ve devrimci irade arasındaki mücadele büyük oranda sokaklardan zindanlara taşındı.

1980 zindan karanlığının en tipik sembolü haline gelen Diyarbakır zindanı, bir yanıyla karanlığın ancak diğer yanıyla da direnişin sembolü olmuştur. Yüzden fazla insan bu işkencehanede yaşamını yitirmiştir. Sistemin yoğun işkenceleri altında devrimcilere ve yurtseverlere teslimiyet ve ajanlık dayatılmış, asimilasyon uygulamaları ile ulusal ve inançsal kimlikler üzerine tüm barbarlığı ile saldırmıştı.

1982 yılında gelindiğinde 12 Eylül Cuntasının yoğun saldırıları karşısında eldeki son imkanlarla direniş kararlığı sergilendi. Newroz günü, karanlığa karşı ışık olabilmek için eldeki 3 kibrit çöpü ile kendisini feda eden Mazlum Doğan'ı, 18 Mayıs akşamı bedenlerini ateşe veren "Dörtler" izledi. Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner 12 Eylül karanlığını bedenlerinden çıkan alevler ile parçaladılar.

Teslimiyet ve işbirlikçiliğin önüne bir set oluşturmak ve geri çekilen mücadeleyi ileriye çekmek için 14 Temmuz 1982 günü PKK’nin öncü kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş; dayatılan teslimiyete, ajanlaştırmaya ve işkencelere karşı Ölüm Orucu başlattıklarını ilan etti. Düşmanın bütün baskılarına rağmen faşizmin mahkemelerinde, teslim olunmayacağının ve mücadele kararlılığının ilanı; içeride ve dışarıda faşizme karşı mücadele kararlığı, teslimiyete ve işbirlikçiliğe karşı direniş çağrısıydı.

Bu şartlar altında devrimci ve yurtsever tutsakların gerçekleştirdiği Ölüm Orucu, devrimci saflarda açığa çıkan yılgınlığı aşmak için büyük irade gösterilerek başlatılıyordu. Bu direniş AFC'nin 12 Eylül büyük saldırısını zindanlar ve zindan dışında yürütülen mücadele boyutuyla boşa düşüren ender eylemlerden birisi olarak tarihe geçmiştir.

Ölüm Orucu’na giren önder kadrolardan 9 Eylül’de Kemal Pir, 12 Eylül’de Mehmet Hayri Durmuş, 15 Eylül’de Akif Yılmaz ve 17 Eylül’de ise Ali Çiçek Askeri Faşist Cunta’ya karşı büyük bir direniş destanı yarattılar. 14 Temmuz ile başlayan ve sonraki süreçte büyük bir kararlılık ile sürdürülen Ölüm Orucu direnişi amacına ulaşmış, TC faşizminin devrimci ve yurtsever güçleri sindirme ve teslim alma amacı boşa çıkarılmıştır.

Devlet bugün de zulüm ile payidar kalacağını sanmaktadır. Bu amaçla zindanlarda devrimci ve yurtsever tutsaklara yönelik saldırılar söz konusudur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik tam bir tecrit uygulanmaktadır. Tüm politik tutsaklara teslimiyet dayatılmaktadır. İnfazlar yakılmakta, keyfi cezalar verilmekte, tutsakların iradeleri kırılmak istenmektedir. Faşizm kendi zindanlarında teslim alamadığı her önder, devrimci ve yurtsever karşısında her gün yenilgi almaktadır. Bu yenilgiler, devleti her gün daha fazla saldırganlaştırmaktadır. Bu nedenle 14 Temmuz direnişi bugünde İmralı başta olmak üzere tüm zindanlarda sürdürülmeye devam etmektedir.

Devletin saldırıları zindanlar ile sınırlı değildir. Başur Kurdistan'da Gerilla alanlarına ve Kürt köylerine yönelik yoğun bir işgal harekatı gerçekleştirmektedir. Bakur Kurdistan'ında ise Kürt Belediyeleri üzerinde kayyum zulmü devam ettirilmekte, halkın iradesi çiğnenmektedir. Diğer yanıyla faşist devlet, hakim sınıfların çıkarı için halkı daha fazla yoksullaştıran adımlar atmaktadır.

1980 saldırısı, emperyalist tekellerin Türkiye'de Neo Liberal saldırıları gerçekleştirebilmek için uygulanmış bir darbeydi. Bugün de faşist TC devletinin Başur'dan Rojava'ya kadar tüm Kurdistan'da sürdürdüğü işgal ve yağma harekatı, yine emperyalist politikalardan bağımsız değildir. Ağır ekonomik krizle boğuşan Türkiye halkının ve ülkesi yağmalanan Kürt ulusunun öfkesi faşist iktidarı bir gün mutlaka ezecektir. 14 Temmuz'un büyüttüğü şanlı direniş meşalesi, tüm dağları ve kentleri kuşatmış durumdadır. Dağlarda özgürlük Gerillaları, kentlerde ise milislerimizin ve halkımızın mücadelesini aydınlatan bu meşaledir. Bu anlamıyla 14 Temmuz direnişi hala devam etmektedir.

Ezilen halkımız, faşist Türk devletinin her şeye muktedir olmadığını görmektedir. Bu iktidarın ne denli saldırgan olduğu ve bunun, faşizmin kendi zayıflığını örtme çabasından ileri geldiği bilinmektedir. Hem uluslararası boyutta, hemde iç siyasette faşist devlet hiç olmadığı kadar büyük sorun ve iç çelişkilerle boğuşmaktadır. Ancak biliyoruz ki faşizmin hiç bir partisi halkın dertlerine çare olamaz. Ezilen halkımızın mücadelesi ile ancak, faşizm yenilgiye uğratılabilir.

14 Temmuz zindan direnişlerinin yıl dönümü vesilesiyle halkımıza çağrımızdır. Tüm ülkeyi bir zindana çevirmek isteyen TC devleti karşısında, birleşik mücadeleyi güçlendiren devrimci irade büyük bir kararlılıkla devam etmektedir. Çeşitli milliyet ve inançlardan ezilen halkımızı saflara, faşizme karşı birleşik mücadeleye daha fazla katılmaya çağırıyoruz.''