Kim başkan olursa olsun Amerika’nın bir devlet politikası var

ABD'deki başkanlık yarışı Trump'ın vurulması ve Biden'ın çekilmesi ile başka bir boyuta geçti. ABD'de seçim yarışına dair ANF’nin sorularını yanıtlayan Akademisyen Zafer Yörük, "Kim başkan olursa olsun Amerika’nın bir devlet politikası var" dedi.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) başkanlık yarışı devam ederken Donald Trump'a suikast girişimi seçim rekabetinin seyrini değiştirdi. Bu suikast sonrası Trump’ın kazanacağına neredeyse kesin gözüyle bakılmaya başlandı. Trump ve Joe Biden'ın canlı yayında karşı karşıya gelmesinden sonra Biden'ın çekilmesi konusundaki sesler daha yüksek çıkmaya başlamıştı. Fakat buna dair Biden’den o dönem bir açıklama gelmezken, Beyaz Saray, canlı yayındaki durumu kurtarmaya yönelik açıklamalar yaptı. Donald Trump'ın vurulmasından sonra ise Biden çekileceğini açıkladı. Joe Biden çekilirken aday olarak da yardımcısı Kamala Harris’i işaret etti. Demokratlar henüz aday açıklamış değil fakat Kamala Harris bu adaylığı hak ettiğine dair bir yeşil ışık yaktı.

ABD seçimlerinde kızışan bu rekabet dünyayı da yakından ilgilendiriyor. Yakın zamanda NATO Zirvesi'nin gerçekleşmiş olması Ukrayna ve Türkiye politikalarına dair de bir değişiklik olup olmayacağına dair cevaplar şu an net değil. Ama Demokratlar devam ettiğinde ya da Cumhuriyetçiler geldiğinde farklı farklı eğilimler ortaya çıkacak. Akademisyen Zafer Yörük, “üçüncü dünya savaşı”nın da yükseldiği böylesi bir dönemde ABD'de seçim yarışına dair ANF’nin sorularını yanıtladı.

Trump'ın vurulmasının ardından seçimleri onun kazanacağına dair çok güçlü bir fikir oluştu. Bunu üzerine Biden çekilme kararını açıkladı ve Kamala Harris’i aday olarak işaret etti, tüm bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Demokratlar bununla bir avantaj kazanabilir mi?

Henüz kesin değil ama Kamala Harris'in aday olmasının sonuçlarını ileride göreceğiz. Henüz Trump buna karşı nasıl bir strateji geliştirecek bilmiyoruz. Ama “Benim için daha kolay rakip olacak” demişti. Ama pek de öyle olmaması beklenmiyor. Kamala Harris'in gayet zor bir rakip olacağı düşünülüyor Trump için. Dolayısıyla Demokratların yeniden kazanma ihtimali yok denilemez. Kazanabilirler. Bir sonraki başkan Kamala Harris olabilir ya da yerine başka birisi düşünülebilir. Bilmiyoruz... Zaten aday 19 Ağustos'ta belli olacak.

Peki Trump'ın (Cumhuriyetçiler) kazanması ya da Demokratların yeniden yönetimi alması, NATO zirvesi sonrasında da tabloya baktığımızda dünyada nasıl bir etki yaratır? Tabii bu tabloya özellikle Ukrayna ile başlayalım. Çünkü NATO zirvesinin ana konularından biri Ukrayna'ydı. Buradaki politikayı nasıl etkileyecektir?

Kim başkan olursa olsun Amerikan’ın bir devlet politikası olduğunu unutmayalım. Bu da başkanları aşan bir strateji ve politika. Elbette yönetimlerin farklı yaklaşımları bu stratejiyi yavaşlatıyor, hızlandırıyor, değiştirebiliyor vs. bu tür etkileri olabiliyor. Örneğin, Trump’ın Ukrayna Savaşı başladığından beri (2022) beri “Ben bu savaşı bitiririm” iddiası var. Burada nasıl bir bitirme söz konusu olacak bilemiyoruz. Tabii onun esas derdi meseleye ekonomik yaklaşması.

Nasıl?

Kaynakların dünyaya harcanması yerine ABD ekonomisine harcanması perspektifi var Trump’ın. Nasıl bir kazanç getireceği belli olmayan savaşlara para harcamak istemiyor. Çünkü Trump daha iş insanı gibi bakıyor duruma. Ukrayna'dan ne kazanacağım diye bakıyor. Çünkü burada Rusya'nın yayılmasını engellemek gibi bir hedef dışında, somut bir kazanç görünmüyor gibi. Dolayısıyla Kırım'ı ve Donbas'ı kısmen Rusya'ya bırakıp yani şu anda ilhak ettiği bölgeleri belki bırakıp, geri kalana da Ukrayna razı olsun diyecektir, muhtemelen.

Şöyle bir durum var. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, NATO zirvesinin hemen ardından hem Putin'le hem de Trump'la görüştü. Çünkü hem Zelensky’nin talepleri doğrultusunda ABD kongresinden Ukrayna'ya yardım paketinin geçmesi hem NATO'nun bu tür sonuç bildirgesinde Ukrayna'ya vurgu yapması -NATO'ya üyeliğini düşünüyoruz şeklinde- hem de uzun menzilli füze kararının Putin'i çok tedirgin ettiği anlaşılıyor. Orban'ın oraya gitmesi bir nevi Putin'i sakinleştirmek, savaşı yaymasını önlemek için ricada bulunmak gibi gözüküyor. Tabii tahminler böyle. Sanki orada “Trump gelecek o zaman hallederiz” gibi bir hava da yaratıldı. Çünkü hemen Putin'le görüştükten sonra Trump'la görüştü. Sonuçta Trump başkan değil, başkan yardımcısı değil. Fakat Orban Trump'la Florida'da bir görüşme yaptı. Hatta görüşmeyi yapmadan önce Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da bu görüşmeyi yapacağı konusunda bilgilendirdiği söyleniyor.

Aslında Orban'ın biraz Türkiye'yle benzer bir siyaset yürüttüğü de görülüyor. Burada birbirlerine alternatif de olabilirler mi? Yani arabuluculuk konusunda Türkiye'nin yerini kapmak gibi?

Arabuluculuk rolünü Erdoğan çok istiyordu. Ama o konuda Putin'in sözcüsü Dmitri Peskov, kesin bir dille “Türkiye'nin arabulucu olması söz konusu değildir” dedi. Bu da şu aralar Erdoğan yönetimiyle Putin yönetimi arasında iplerin gergin olduğu anlamına geliyor. Orban’ın bu anlamdaki buluculuğunu kimse reddetmedi ama dediğim gibi o da Amerikan yönetimiyle görüşmek yerine henüz aday olan Trump'la görüştü. Bu da bir nevi olası seçim sonucuna dair bir barış görüşmesi ihtimalini güçlendiriyor. Tabii burada en memnuniyetsiz olan Ukrayna devlet başkanı Zelensky olacaktır.

Neden?

Çünkü savaş iki yıldan fazladır devam ediyor ve bu kadar savaşmanın sonucunun böyle olması, bu kadar can kaybının olması vs. Ukrayna yönetimini memnun etmeyecektir. Ama yapılacak bir şey de yok çünkü Ukrayna'nın savaşı tamamen batı desteğiyle yürüttüğü çok açık bir şekilde ortada. Zelensky herhalde cepheden haber almaktan ziyade Avrupa ülkeleri ve ABD ile lobi yapmaya daha çok zaman harcıyor. Biraz daha para, biraz daha silah için. Dolayısıyla Cumhuriyetçilerin ABD yönetimini alması durumunda orada çatışmalı durumu sona ermesi bekleniyor. Ama dediğim gibi bir “ABD stratejisi” de olması lazım ABD'nin. Bir de bundan Avrupa Birliği ve Avrupa devletleri ne kadar memnun olacak o da belli değil. Çünkü ABD yarattı bu paniği Avrupa ülkeleri arasında “Ruslar yayılıyor, Ukrayna'yı alacaklar sonra tekrar Baltık devletlerini alacaklar, Finlandiya, İsveç'i oradan Almanya'yı vurabilirler vesaire” şeklinde. ABD çok körükledi ve buna göre mevzi almıştı Avrupa devletleri de. Dolayısıyla Rusya'ya Ukrayna'dan toprak fedasıyla uzlaşma, onlar için de problem olacaktır diye düşünüyorum. Ama bir yandan da genel olarak Avrupa içinde yükselen özellikle yeni sağın ama solun da belli kısımlarının “Evet, Ukrayna Rusya tarafından işgal edildi, bu haksız bir işgaldir ama bunun çözümü Ukrayna'ya bu kadar yardım, silah vesaire sağlayarak savaşı sürdürmek olmasa gerekir” şeklindeki fikri yavaş yavaş hâkim oluyor. Çok enteresan bir şekilde genelde sol gelince barışı gelir ama bu sefer sağ (Cumhuriyetçiler) gelince sanki Ukrayna'daki çatışmalı durum sona erecek gibi gözüküyor.

Demokratlar gelirse ne olacak?

Henüz hakikaten Kamala Harris'in çizgisini tam olarak bilmiyoruz. Bilmiyoruz; çünkü hiçbir şey söylemedi bu konularda. Ama genel gidişat, yani  Biden'ın 4 yıllık yönetim boyunca yapmaya çalıştığı şey, eski soğuk savaştaki kutuplaşmayı yeniden canlandırmaktı. Daha doğrusu o imgeyle dünyayı yeniden dizayn etme fikri herhalde -Biden'ın şahsına özgü tarafları da vardır mutlaka- sadece Biden'ın şahsına özgü bir şey olmasa gerek. Bir tarafta onun “demokratik” dediği ülkeler esas olarak Batı ülkeleri var. Öteki tarafta da Doğu ya da Küresel Güney denilen bugünkü ülkeler. Özellikle de açık olmayan rejimlerin olduğu başta da Çin, Rusya var. Bunlar elbette ele başı ve süper güç olarak varlar. Bir de bunların yanında İran, kısmen Kuzey Kore vb. açık olmayan rejimlerden oluşan ülkeler. Bunları bir “anti-demokrasi bloğu” olarak kurgulama durumu vardı Biden'ın söyleminde. Hatta bu ikilemi yaratmak için uğraştı da. Ukrayna Savaşı da bunun artık çatışmaya dönüşmüş haliydi. Dolayısıyla Demokratların bundan vazgeçip söylemde başka türlü bir kurguya ve anlatıya gitmeleri ve de ona göre yeniden bir dünya dizaynı üzerinde düşünmeleri gerekir. Ya da devam ettireceklerdir bu bakışı. O bakışı devam ettirirlerse o durumda Ukrayna'daki çatışmanın süreceği tahmininde bulunmak yanlış olmaz. Ama dediğim gibi burada iki unsur var.

Nedir bu unsurlar?

Bir tanesi; Kamala Harris'in bu konuda henüz bir beyanı yok. İki; Kamala Harris'in aday olacağı da belli ve kesin değil. Ayrıca Ukrayna'nın kaynakları bu savaşı sürdürmeye ne kadar yeterli? O da bir soru işareti. Çünkü ülkenin insan kaynakları tükeniyor. Anladığım kadarıyla artık çoluğu çocuğu da askere almaya başlamışlar. Hatta yaşı ileri olanları da askere çağırmışlar. Dolayısıyla eğer bu savaş yürüyecekse, bu demektir ki; -Macron'un dediği gibi- artık Fransız ordusu da Almanlar da işin içine girecek ve bayağı bir Avrupa- Rusya savaşı ortaya çıkacak. Rusya saldırmasa bile Avrupa, Ukrayna'yı vermeyeceğiz diyorsa, o zaman kendilerinin de artık fiilen savaşa girmesi gerekiyor. Bu da çok büyük bir sorun zira askeri güçleri yok, zorunlu askerlik yok vesaire... Avrupa uzun yıllardır güvenliğini de çok fazlasıyla ABD'ye teslim etmiş durumda. Dolayısıyla bu tür sorunlar ortaya çıkacaktır Ukrayna Savaşı'nın devamında. Her iki durumda da Trump de gelse, Demokratlar da gelse, Ukrayna Savaşı'nın – elbette Ruslar açısından bilemiyoruz onların kaynağı çok- daha fazla sürmeyeceği görünüyor. Ya da denildiği gibi hakikaten bir üçüncü dünya savaşı olacak. Başka çözüm görünmüyor.

Amerikan siyasetinin bir de Orta Doğu ayağı var.  Bu ayaklardan biri de Türkiye’nin bölge siyasetiyle yakından ilgili. Türkiye yeniden Şam'la görüşme gibi bir pratiğin içine girmeye çalışıyor. Bir taraftan da sürekli başlatacağını söylediği bir sınır dışı operasyonu var. Peki, Trump gelirse bu politikalarında Türkiye yeşil ışıklarını alır mı? Çünkü daha önce Erdoğan bu konuda Trump'la uyumluydu.

Türkiye’nin Suriye sınır ötesi operasyonlarının çoğu Trump döneminde yapıldı. Gerçi Trump “aptal olma, akıllı ol” gibi mektuplar da yazdı ama ona rağmen bir telefon görüşmesinde aynı Trump, “ABD, Suriye'deki bütün üslerden, bölgelerden çekilecek” gibi bir beyanda da bulunmuştu. Tabii o zaman Pentagon, bizim stratejimiz var diye erteledi o durumu. Şimdi Trump’ın “direkt Suriye'den çekiliyoruz, Türkiye de oraya girsin” diyeceğini sanmıyorum. Ama mesela Erdoğan'ın Esad'la görüşme talebi ABD’nin şimdiki yönetimi tarafından eleştirildi ve bunun yanlış olduğu resmî olarak beyan edildi. Ama öte yandan Erdoğan'ın girişimi ardından Suriye'de, Rusya'nın da ABD'nin de razı olacağı bir anlaşma mümkün olabilir. Çünkü her ne kadar Ukrayna'da ABD ile Rusya kafa kafaya gelse de Suriye'de o kadar çatışmalı bir durumda değiller. Yani Suriye'de ikisinin de kabul ettiği bir çözüm daha mümkün görünüyor.

Şunun da altını çizmek lazım evet, Türkiye'nin operasyon ertelemeleri var ama mesela Irak'taki durum ayrıca büyük bir operasyon yapmaya gerek kalmadığını gösteriyor bize. Çünkü Federe Kurdistan bölgesi KDP'nin de rızası ve işbirliğiyle Türkiye'nin askeri yayılmasına olanak tanıyor. Dolayısıyla böyle bir yayılma söz konusu. Suriye'deki durum da değişebilir; çünkü dengeler daha farklı.

Oradaki değişikliğin sebebi ne olur?

Suriye'deki İdlib, Afganistan’ın güneyindeki Peşaver gibi bir işlev görüyor Suriye açısından. Orada da Peşaver Afganistan'ın güneyi ama aslında Pakistan'ın bir bölgesi. Orada yıllarca Taliban ve diğer İslamcı gruplar Afganistan'ın eski yönetimine karşı orayı operasyon üssü olarak kullandılar. Hâlâ da öyle. İdlib’in durumu da buna benziyor. En son İdlib’deki Milli Suriye Ordusu komutanları gelip Devlet Bahçeli'yle görüştü. Bir de arkasından Alaattin Çakıcı'yla görüştüler. Kimi tehdit ettiler bilmiyoruz ama orası kaynıyor, daha doğrusu kanıyor açık bir yara gibi. Çünkü Suriye’de savaşta tutunamayan cihatçı gruplar arka arkaya oraya gelip orada yoğunlaşıyorlar, birikiyorlar ve bir nevi cihatçı çöplüğü gibi bir alan orası. O alana ne yapacakları konusunda belki Rusya ve ABD, Türkiye ve Suriye yönetimi ortak bir çözüm bulabilir. Bu mevzuda Demokrat ya da Cumhuriyetçiler de fark etmeyecek gibi gözüküyor. Özetle Trump iktidarı gelirse belki Erdoğan'ın bu görüşme talebinin gerçekleşmesi mümkün olabilir diye düşünüyorum.