Ararat: Newroz ‘HAYIR’ sloganının yükseldiği gün haline gelmeli

KJK Koordinasyon Üyesi Evindar Ararat: Newroz etkinlikleri referanduma Hayır ya da tekçi, diktatör, faşist rejime Hayır, anayasa taslağına Hayır sloganlarının yükseldiği bir gün haline gelebilmeli.

 

KJK Koordisyon üyesi Evindar Ararat ANF’nin sorularını yanıtladı.

Newroz arifesindeyiz. Newroz’un Kürt halkı açısından özel bir yeri var. Diriliş ve mücadele günü olarak varlık buluyor. Bu mücadelede belirgin olan daha çok kadın oluyor. Kürt kadının, Kürt halkının özgürlük mücadelesindeki rolü ve önlüğünü değerlendirecek olursak kadınlar bu mücadeleye nasıl bir seyir kazandırdı?
Newroz, Kürdistan tarihinde, zalim Dehaklara karşı, Kürt halkının özgürlük taleplerini dillendirdiği bir direniş günü. Yeniden varoluş, kendi kimliğine, diline, kültürüne, haklarına, özgürlüğüne ve toprağına sahip çıkma günü olarak bilinir. Öyle de bir gelenek, bir kültür yaratmış Kürt halkı Kürdistan’da. Tabi bugüne kadar sadece Newroz günlerinde değil, Newroz haftasında bu direniş, diriliş ve mücadele geleneği zirveye ulaşıyor. Bütün Kürdistani renklerle, motiflerle, ulusal kültürel değerleri ve sembolleriyle, Kürt halkı direnişe geçiyor, mücadelesini daha anlamlı hala getiriyor. Bir bütün Kürt halkının yürütmüş olduğu mücadele, aslında Newroz diriliş ruhuyla süregeldi bugüne kadar. Kürdistan çok ağır bir sömürge altında, yüzyıllardır böyle bir sömürge gerçeğiyle karşı karşıya. Bu sömürge devletlerin politikaları, ulus devlet zihniyetiyle, tekçi, farklı kimlikleri, renkleri, dilleri ve inançları reddeden politikaları karşısında da en başta Kürt halkı direniş gerçekleştirdi.
 Sömürge politikalar, sömürge gerçeğinden de en fazla kadın etkilendi. Savaştan, şiddetten, baskıdan, zulümden, katliamdan, işkenceden, tutuklamalardan ve tecavüz kültüründen, en yoğun etkilenen, kadın gerçeği oldu. O anlamda Kürdistan tarihinde, Kürt halkının direniş geleneğinde de, Kürt kadınının hem yurtseverlik bilinci, Kürt kültürünü, tarihini, dilini korumada oynadığı rol hem de direniş geleneğini gerçekleştirmede bu direnişi sahiplenme ve öncülük etme gerçeği, Kürdistan’da kadın mücadelesi açısından çok önemli bir direniş mirasını yarattı. Ve Kürt halkının, Kürt toplumunun da direniş geleneğine öncülük gerçekleştirdi. Mesela Newroz bayramları sürecini ele aldığımızda, serhildanlardaki kadının öncülük düzeyini ele aldığımızda, bu çok belirgin ortaya çıkar. Zindandaki kadının direnişi açısından da ortaya çıkar. O açıdan bu konu itibariyle de başta şunu değerlendirmek istiyorum. Mesela Demirci Kawalardan Mazlum Doğanlara, zindanlarda Sakine Cansız yoldaşlara Sema Yüce, Rahşan Demirel, Ronahi Berivanlara kadar binlerce Kürdistan öncü militanının geliştirdiği direniş geleneği var. Bu ruh hem yurtseverliğin daha diri tutulması, sahiplenilmesi hem de direniş geleneğinin tüm Kürdistan parçalarında dünyaya yayılan Kürt halkı içerisinde sürekli canlı ve radikal bir biçimde, örgütlü olarak sürdürülmesinde çok önemli bir etkendir. O açıdan Newroz denildiğinde canlılık, renklilik, coşku, direniş ve örgütlü halk duruşu akla gelir. Bunu değerlendirirken de en başta kadınların, Kürt analarının, gençlerinin, genç kadınlarının, Newroz meydanlarında yaptığı öncülükler var. Mesela Binevş Agal arkadaşın serhildanlardaki öncülüğü akla gelir.

‘8 MART’TAKİ MÜCADELE RUHU NEWROZ ALANLARINA AKACAK’

Bu süreçte de bu yılki 8 Mart’ı göz önüne getirelim. OHAL koşullarında, kadınlar 8 Mart’ı gerçekleştirdi. Kuzey Kürdistan en ağır işgal durumunu yaşıyor şu anda. Çok üst düzeyde faşist bir rejimin baskısı altındadır, Kürt halkı. Yasaklar yaşamın her alanında var. Bir bütünen sokaklar işgal altında, kurumlar kapatılmış, halkın örgütlü mekanları, elinden alınmaya çalışılıyor. Binlerce Kürt kadın siyasetçi zindanlarda, halkın öncüleri zindanlarda direniyor. Bunun karşısında kadınlar, 8 Mart’ta tüm yasaklara rağmen sokaklara çıktı ve büyük bir coşkuyla, kararlılıkla ve özgürlük inadıyla 8 Mart’ı kutladı. Ben inanıyorum bu Newroz’da da kadınların Newroz etkinliklerinde çok ciddi bir öncülük durumu olacak. 8 Mart’taki direniş ve mücadele ruhu, Newroz alanlarına akacak. O açıdan Newroz coşkusu dendiğinde, yeni başlangıç, mücadele günü dendiğinde, ilk başta anaların rengarenk ulusal kıyafetleriyle, motifleriyle, Newroz alanlarında, öncülük yapma düzeyi akla geliyor. Başladı zaten, 8 Mart’tan hemen sonra Kürdistan’da, Avrupa’da halkımızın Newroz etkinlikleri başladı. Başladı belki ama henüz daha tümden Newroz günü gelmedi tabi ki. Sadece 21 Mart’ta Kürt halkı Newroz’u karşılamıyor. O gün zirvede yaşanacak Newroz coşkusu ve mücadelesi. Ama bu birkaç gündür gerçekleşen etkinliklerde de açığa çıktı. Kadınlar gençler öncülük yapıyor. Kürt halkı kendi kimliğine, siyasi statüsüne, diline, kültürüne, özgürlük iddiasına, özgürlük hareketiyle birlikte yürüme iddiasına ve örgütlülüğüne halen sahiptir. Bunu meydanlarda ortaya koyuyor. Nettir tutumu. Sömürgeciliğe, faşizme teslim olmayacak. Faşizme teslim olmayacak. Direnişini büyüterek, özgür Kürdistan’ı gerçekleştirinceye kadar bu etkinliklerini Newroz ruhuyla sürdürecek. Mazlum Doğanların, Devrimci Kawaların, Sema Yücelerin, Rahşan Demirellerin, Ronahi Berivanların Newroz ruhuyla, örgütlü mücadelesini mutlaka özgür Kürdistanı gerçekleştirme temelinde zafere ulaştıracaktır.

‘TEK ADAM DİKTATÖRLÜĞÜNE KARŞI KADINLAR EYLEMDE’

Siz Kürt kadının mücadeledeki yerine dikkat çektiniz. Kürt kadının var olan bu mücadele deneyimden dünya kadınları nasıl faydalanmalı?
Dünya çapında sağ muhafazakar çizgi, farklı gelişen olaylar, üçüncü dünya savaşının yarattığı çatışmalı süreç, radikal İslam adı altında DAİŞ ve benzeri terörist yapılanmaların kendilerini çok fazla örgütlemesi, bir yandan milliyetçiliği çok körüklüyor, bir yandan tutuculuğu dogmatizmi çok fazla ön plana çıkarıyor. Tekçiliği dayatıyor ve çoğulculuğu reddediyor. Demokrasinin güvenlik gerekçesiyle askıya alınması ya da kısıtlanmasını beraberinde getiriyor. En fazla da erkek egemen zihniyeti ve yapılanmalarını çok fazla belirgin hale getiriyor. Biz biliyoruz mesela dünya çapında, Kürdistan’da, kadınların uzun yıllara dayanan bir mücadelesi var. Büyük bedeller, şehadetler uğruna, kadınların kazandığı haklar var. Son yıllarda, özelde bu kadınların, kazandığı hakların kısıtlanmaya çalışıldığını görüyoruz. Emek alanında olsun, siyaset alanında olsun, toplumsal yaşama katılımı olsun, bireysel haklarda da, kadının kendine ait kıldığı bir yaşamı örgütlemesini sağlayan haklar açısından bile çok ciddi kısıtlamalar var. Bunun karşısında tabi ki çok ciddi bir kadın mücadelesi de şu anda yürütülüyor. Mesela Trump’ın kadın karşıtı, cinsiyetçi dili, üslubu, politikaları ve eğilimi karşısında, 5 milyon kadın, ‘biz bu siyaseti, iktidarı ve politikaları kabul etmiyoruz’ diye çok örgütlü bir biçimde eylem yaptı. 8 Mart’ta elli ülkede, kadınlar iş bırakma eylemi gerçekleştirdi, kendi haklarını kazanmak üzerinden. Kürdistan ve Türkiye’de OHAL koşullarında kadınlar, faşizme, tek adam diktatörlüğüne, referandum adıyla gerçekleştirilmek istenen bu faşist rejime karşı tutum ortaya koydu. Yıllardır Kürdistan’daki sömürge, faşizm uygulamalarına karşı, savaş politikalarına karşı, kadın karşıtlığı, cinsiyetçiliğe karşı Kürt kadınları mücadele yürütüyor.
Sadece silahlı mücadele açısından değil, düşünsel, ideolojik, felsefik, toplumsal, siyasi, psikolojik ve fiziki her türlü saldırı karşısında kadın kendisini nasıl savunmalı, nasıl örgütlemeli, nasıl birlik olmalı perspektifini Kürt kadını oluşturdu ve öncülük yapıyor.
En son bir haber vardı ayrıntısını öğrenemedim ama Uruguay’da bir ay Kürt ayı olarak kabul edildi ve Kürt ayı etkinlikleri yapılacak. Kürtlerin özgürlüğü için eylemler yapılacak. Birçok ülkede Kürt kadın hareketinin mücadelesi izleniyor, kendisine perspektif alınıyor ve Kürt kadın hareketinin mücadelesiyle ortaklaşma, deneyimlerinden yararlanma arayışı, mesajları ve bir araya gelme talepleri var.  O açıdan mesela Kürt kadın hareketinin geldiği düzey, Ortadoğu ve dünya kadınları açısından da çok ciddi bir deneyim ve miras yaratıyor. Her açıdan örnek bir proje oluşturuyor. Toplum modelini inşa etme, demokratik topluma ulaşma, eşit temsiliyet, eş başkanlık perspektifi üzerinden, kadının her yerde kendini görünür kılması, eşit iradeyle bu yaşamın yürütülmesi, örgütlenmesi, bir de mücadele perspektifi açısından çok farklı boyutlarda toplumsal alanda birebir, açık, çıplak şiddet karşındaki öz savunma mücadelesi açısından da çok ciddi görkemli bir miras yaratıyor ve dünya kadınları bunu görüyor artık. Eskiden bu kadar görünür değildi.
Kürt kadın hareketinin, özgürlük hareketiyle birlikte, kırk yılı aşan bir mücadelesi var ve yeni değil. Hem toplumdaki hem de gerilla sahasındaki örgütlenmesi vesaire, çok kapsamlı bir örgütlenmesi var, Kürt kadın hareketinin. Fakat Rojava Devrimi, Şengal süreci, Kuzey Kürdistan’da yürütülen mücadeleyle beraber daha görünür, dikkat çekici oldu. Ve dünya kadınları açısından daha yakıcı bir biçimde Kürt kadınlarının deneyimlerinden yararlanma ihtiyacı hissedilir oldu. Teorik değil bu mücadele, yakıcı bir yaşam mücadelesi içerisinde, ağır bedellerle yaratılıyor. O açıdan somut pratikleşme düzeyi de var. Bundan dolayı daha fazla dikkat çekiyor. Bizim açımızdan da hem bütün parçalardaki Kürt kadınlarıyla ulusal birlik etrafında, ortak bir siyaset, ortak bir Kürdistan özgürlük mücadelesi, Kürt kadın özgürlük mücadelesi, aynı zamanda dünya kadınlarıyla daha da ortaklaştırarak, bütün kadınların mücadele mirasına dönüştürebilmek, bütün kadınlarla, kadınların kurtuluşunu hedefleyen ortak, kolektif bir mücadeleyi geliştirmek açısından da biz bunları paylaşıyoruz. Bu konuda da önemli adımlar var. Çeşitli organizasyonlar gündeme geliyor, katılıyoruz. Bunu daha fazla çoğaltmak, daha görünür kılmak, daha radikal bir mücadele ve örgütlülük düzeyine ulaştırmamız gerekiyor.

Siz hareket olarak da eş başkanlık sistemini esas alıyorsunuz. Siz de bahsettiniz, HDP’li kadınlar verdikleri mücadeleler sonucu eş başkanlık sistemini oturttular. OHAL süreciyle birlikte birçok kadın milletvekili tutuklandı. Son olarak Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürüldü, parti üyeliği donduruldu. Sizce bu durum kadınların eş başkanlık sistemiyle siyasette aktif olmasına yönelik AKP tarafından gerçekleştirilen nasıl bir yönelim oluyor?
AKP’nin zihniyeti, esas aldığı paradigma, Türkiye’ye tahkim etmeye çalıştığı sistem ya da rejim tamamen erkek karakterlidir. Erkeğin baskıcı, tekçi, eril zihniyetine dayalı bir rejim ve sistem. O açıdan bizim geliştirdiğimiz eş başkanlık sistemi, eşit temsil düzeyi, kadının özellikle demokratik siyasette etkin hale gelmesi, kadının rengini, dilini, zihniyetini ve karakterini daha fazla siyaset alanına taşıma düzeyi, rejim açısından büyük bir tehlike. Erdoğan, Türkiye’de, İslam’ı da çok tehlikeli kullanarak, İslam’ın o argümanları çarpıtarak, muhafazakar aile modelini, klasik geri aile modelini oturtmaya çalışıyor. Söylemlerinde bu çok belirgin. Emine Erdoğan bile mesela, Osmanlı sürecindeki, haremleri kutsayan bir açıklama yaptı. ‘Çok gelişkin bir yapılanmaydı’ diye tanımlandı. Oysaki harem sistemini biliyoruz. Harem yeri cariyeliktir. Erkeğe hizmetle, erkeğe zevkli bir yaşam yaşatmakla, örgütlenmiş bir sistemdir. Şimdi mesela kaç çocuk yapacaksınız söyleminden tutalım, tecavüzcü, tacizci kişilere yönelik geliştirilmek istenen yasaya kadar. Bu kadınların direnişiyle reddedildi, geçmedi ama askıya alındı. Ortamını bulsa hemen o yasayı da geçirecek. Evlilik yaşının düşürülmesi ve benzer birçok, gerçekten çok tehlikeli ve geri, tamamen kadını köleleştirmeyi esas alan, tamamen kadını erkeğin hizmetine sokan, erkeğin tahakkümü altına sokan, söylem ve ideoloji var. Aynı zamanda yasa çıkarılıyor. Bunun üzerinden toplumsal algı şekillendiriyor. Cinsiyetçi bir toplum yaratıyor.

‘BU REJİMİ KADINLAR YIKACAK’

Mesela dikkat edelim AKP iktidarı sürecinde kadına karşı şiddet, katliamlar, cinsiyetçi yaklaşımlar ve üslup çok çok belirginleşti. Neredeyse yaşamın her saniyesinde, kadınlar bunun acılarıyla karşı karşıya. Bunun saldırılarıyla karşı karşıya. Parkta yürüyor şiddete maruz kalıyor, otobüse biniyor katlediliyor, aynı zamanda iş yerinde toplumsal cinsiyetçi saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Siyasette zaten HDP dışında kadının varlığı ortadan kaldırılmaya çalışıyor. Çok ciddi bir saldırı var. Bu kadar saldırı karşısında eş başkanlık sistemi kadını var etme, kadını siyasete dahil etme, kadını bu toplumun geleceğine dönük alınan kararlar hakkında irade, karar gücü haline getirmeydi. Eskiden biz yüzde kırk kotası diyorduk. Şimdi bunu kaldırdık. Çünkü bu kadının geldiği düzey açısından yetmiyor. Eşit temsiliyetin, eş başkanlığın gelişmesi lazım. Yaşamın her alanında, sadece siyasi partilerde değil. Bu kadında bir iradeleşmeyi ve örgütlenmeyi ve bilinçlenme düzeyini geliştiriyor. Egemen erkek aklıyla yönetilen Türk devleti, AKP ve rejim açısından bu çok ciddi bir tehlike ve engel. Türkiye’de dikkat edelim en fazla bu faşist rejim karşısında direnen, tekçi rejim karşısında direnen, kadınlardır. 8 Mart’ta ortaya çıktı. Tecavüz yasasına karşı, kadınların sokaktaki tavrı, yasayı gerçi çektirme tavrı, bunu ortaya koyuyor. Bu rejimi en fazla kadın reddediyor ve değiştirecek, yıkacak gerçekten.
O yüzden Erdoğan ve şürakası ya da AKP’nin bütün yapılanması, kadından çok korkuyor. O yüzden en başta Figen Yüksekdağ, tabi ki semboldür Yüksekdağ. Siyasi bir partinin temsilcisidir, eşbaşkanıdır. Kadınların siyasetteki iradesi olarak ordadır. Diğer kadın milletvekilleri, bütün belediye eş başkanları olan kadın arkadaşların yüzde doksan dokuzu, şu an tutuklu ya da görevden alınmış. Belediye meclislerinde yer alan kadınlar, bütün kadın kurumları, özelde Kürdistan’daki, Türkiye’de de gerçekleştiriliyor ama özelde Kürdistan’da bütün kadın kurumları kapatıldı. Belediyelerdeki kadın müdürlerinden tut, kadın şoförlere varıncaya kadar hepsi tutuklandı veya görevden atıldı. Bu korkudan kaynaklıdır. Kürt kadını örgütlü, Kürt kadını bilinçli, Kürt kadını direniyor. Bu tekçi, faşist, diktatör rejime, siyasete ve uygulamalarına karşı direniyor, topluma öncülük yapıyor. Bu yüzden de adeta intikam alırcasına Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürüldü, apar topar ceza kesinleşti ve ondan sonra da parti üyeliğinden atıldı. Bunu uygulamak istiyorlar, daha da yaygınlaştırma yönünde çabaları, eğilimleri de var. Bu kadınlara bir mesajdır, yani siz bunu iradeniz olarak kabul ederseniz bakın iradenizi böyle yapacağım. Şu açıktır, ne Kürt kadınları ne Türkiyeli kadınlar, demokrasiden, özgürlükten, kadın mücadelesinden yana olan hiçbir kadın bu tehdit karşısında, geri adım atmayacak. 8 Mart bunun en büyük örneğidir, Newroz bunun çok daha ciddi bir gösterisine dönüşecek. O açıdan bunun karşısındaki kadının örgütlü direnişi, mücadelesi yenilgiye uğramayacak. Tam tersine bu tekçi, diktatör, faşist, erkek egemenlikli devlet sistemini referandumda da, daha sonrasında da, şimdi de yenilgiye uğratmanın mücadelesini her boyutta yürütecektir, vazgeçmeyecektir. Kadınlar kendi siyasi iradesine sahip çıkıyor, sahip çıkmaya da devam edecektir.

KADININ HAYIR GEREKÇELERİ ÇOK ÇOK FAZLADIR’

Referandum yaklaşıyor. Birçok cepheden hayır sesi yükseliyor. Yine burada da kadınlar daha belirginler. Platforma da gittiler, ortak mücadele kararı da aldılar. Kadınlar hayır diyor. Birçok çevrenin Hayır’ı var ama kadınların Hayır’ı ne anlama geliyor?

Daha önceki tartışmalarda da bir iki kere vurguladık. Belki toplumda herkesin Hayır demesinin gerekçeleri çoktur ama kadınların çok çok daha fazladır. Çünkü gerçekten Erdoğan’ın getirmek istediği sultanlık rejimi, diktatörlük, faşist rejim tamamen kadına karşıt bir sistemdir. Yani yaşamın her alanında kadına çok ciddi bir yönelim var. Kadın eve hapsedilmek isteniyor, kadın erkeğe hapsedilmek isteniyor, sadece erkeğe hizmetle, çocuk doğurmakla yükümlü nesne haline getiriliyor. Erdoğan’ın dilinde çok var, mesela neden şiddet bu kadar artıyor? Neden bu kadar tekçilik, milliyetçilik Türkiye’de diz boyu, zirveleşmiş? Faşizm söylem ve eylemiyle ne kadar erkek şahsında somutlaşmış? Erdoğan dikkat edelim iş başına geldiğinden bu güne kadar herkesi benim diye tanımlıyor. Yani ona göre bütün Türkiye toplumu onundur. ‘Benim polisim, benim bakanım, benim milletvekilim, benim halkım…’ Hollanda’da yürüyüş yapmak isteyenlere, Hollanda polisi müdahale etmeye çalıştı, biri yaralanmış ona bile diyor, benim filan kesim. Bu kadar kendine ait kılan bir zihniyet var. O sultandır, diğerleri hepsi onun tebası, kuludur ve bu kullar içinde en alt sırada olması gereken kadındır. Çünkü kulluk psikolojisi kadında çok daha derin işlenmeye çalışılıyor. Bu yüzden de kadının her anı Türkiye’de örülüyor. Siyasetten atılıyor, iş yerinden atılıyor, binlerce sendika üyesi kadın, akademisyen, gazeteci, iş sahibi olan, siyasetçi kadın şu an 15 Temmuz darbesi adı altında FETÖ’yle mücadele adı altında OHAL kararnameleri adı altında binlercesi işten atıldı, binlercesi gözaltında ya da zindandadır, bunun içinde en fazlada kadın var.

Kadına tahammülsüzlük Erdoğan’da çok çok belirgindir. O yüzden de kadının yaşamına, canına, bedenine, kazandığı bütün haklara yönelik ciddi bir saldırı var. Şimdi bu mevcut anayasadır, ona bile neredeyse amenna diyeceğiz. Yani topluma bu noktada bir yaklaşım geliştiriliyor. Onu reddederken çok daha ağır bir faşist anayasa rejim getiriliyor. Türkiye şimdi mevcut bu ortamda bile kadına bu kadar saldırı varken, sadece katliam politikaları ön plandayken bu rejim iş başına geldikten sonra kadının hali ne olacak? Kadın aslında tamamen bütün kazandığı haklardan vazgeçmek zorunda kalacak ya da elinden alınacak. O yüzden de kadınların hayır deme gerekçeleri çok daha fazla. Kadınlar herkesten daha fazla bu referandum sürecinde örgütlenmeli. Deniyor ya ev ev gidilsin, mesela bu konuda kadınların seferberlik halinde çalışması lazım. Dememeli ben şu siyasi partiyi destekliyorum ya da hiçbir partiden değilim, beni ilgilendirmiyor, bir şey olmaz. Öyle değil, bizim gerçekten kadın olarak kazandığımız bütün haklar elimizden alınacak, bütün yaşamımıza kastedilecek. Evimizin içine kadar giriliyor. Kaç çocuk yapacağına, neyi giyip giymeyeceğine kadar, nerede oturacak, neyi, nerede söyleyecek, aile içi ilişkilenmesi nasıl olacak ona kadar müdahale eden bir rejim geliyor ve tamamen kadın karşıtı bir rejim, tamamen erkek egemenlikli faşist bir rejim.

‘KESİNLİKLE BU REJİME DUR DEMEK İÇİN HAYIRKAMPANYASINI GÜÇLÜ YÜRÜTMELİYİZ’

Bu yüzden de kadınların elbirliğiyle kurdukları platformlar var, inisiyatifler var, çağrılar var. Çok güzeldir, hayır konusuna ciddi bir atmosfer ve hava da yaratıyor. Yurtdışında olsun, Türkiye genelinde olsun kadınların çok çok üst düzeyde referandumda hayır kampanyasını yürütmesi ve gerçekten bu rejime dur demesi lazım. Getirilmek istenen rejime dur dememiz lazım. Yoksa bizim geleceğimiz gidiyor. Türkiye toplumunun geleceği zaten gidiyor, karanlığa ve uçuruma doğru sürükleniyor ama bu rejimle en fazla da uçuruma gömülecek olan kadın olacak. O yüzden biz eğer aydınlık bir gelecek istiyorsak, kazandığımız hakları daha fazla ilerletmek istiyorsak, hayatımızı kişi olarak da cins olarak da güvenceye almak istiyorsak, kesinlikle bu rejime dur demeli, hayır kampanyasını çok güçlü yürütmeliyiz. Bir de kadınlar olarak sandığa sahip çıkmamız gerekiyor. Oylarımıza sahip çıkmamız gerekiyor, hile yapabilirler. Baskıyla oyların rengini değiştirtmek isteyebilirler ki bunun emareleri var. O yüzden de oy kullanmak, sandığa gitmek yetmiyor. Herkes sandığa gitmeli ama bir de kullandığımız oya sahip çıkmalıyız, Hayır oylarını garantiye alan bir yaklaşım, organizasyon, bütün kadın örgütleri, inisiyatifleri açısından da çok hayati bir konudur.

Son olarak Newroz vesilesiyle sizin bir çağrınız var mı?

Tabi Newroz etkinlikleri başladı. Önemli bir katılım düzeyi, coşku, kararlaşma düzeyi de var. Fakat basına yansıdığı kadarıyla Türkiye ve Kürdistan’da Newroz’u sadece getirip bir güne sıkıştırma yönünde AKP yeniden bir politika yapıyor, hemen her yıl yapıyor, bu yılda OHAL gerekçesi, güvenlik gerekçesiyle sadece 21 Mart’a sıkıştırmaya çalışıyor. Bu konuda halkımızın buna gelmemesi lazım. Tabi ki mesela Amed Newroz’u çok önemli, ayın 21’inde kutlanacak Newrozlara her yerden etkili katılım çok önemli. Fakat diğer günler açısından da halkımızı Newroz’a katılma yönünde çağrı yapmak istiyoruz. Bu konuda o yaratılmak istenen korku psikolojisi, OHAL gerekçesiyle yaratılan baskılar karşısında da halkımızın yılmaması lazım. Newroz’unu kutlaması lazım çünkü Newroz bir Ortadoğu bayramıdır. Belki Kürtler de sembolleşmiş, Kürtler daha fazla sahipleniyor ve bir direniş günü olarak ele alıyor ama Ortadoğu halkları açısından halkların bir araya geldiği, bayram havasında kutladığı, baharı coşkuyla karşıladığı bu noktada yeni yıl olarak başlangıç yaptığı bir mücadele günü Newroz aynı zamanda. O yüzden de diğer halklarla Kürt halkı coşkuyla her gününü dolu dolu, kitlesel düzeyde karşılamakla yükümlü. Kadınlar gençler buna öncülük yapmalı.
Newroz bayramı bir haktır, gelenektir Kürt halkı ve Ortadoğu halkları açısından, kültürdür, bunu kimse yasaklayamaz, kısıtlama getiremez farklı gerekçelerle. Halkımız bunları dinlememeli ve Newroz’unu etkili kutlamalı. Özellikle Türkiye halklarıyla metropollerde, Türkiye’nin her yerinde halkımız geniş organizasyonlarla bu kutlamaları gerçekleştirebilmeli. Gerçekten Türkiye halkının gülmeye ihtiyacı var. Korkunç bir kasvet yaratılmış Türkiye’de. Korkunç bir kaos ortamı, kriz ortamı, korku psikolojisi, çok ağır bir baskı, ümitsizlik halk içerisinde ekilmeye çalışılıyor. Direniş umudu, özgürlük umudu, demokrasi umudu kırılmaya çalışıyor, yok edilmeye çalışılıyor. 24 saat baskı ve medya üzerinden Erdoğan’ın şiddet diliyle karşı karşıya, AKP’nin şiddet ve tahakküm diliyle karşı karşıya. O yüzden de Newroz hakların umudunu çoğaltabileceği, diri kılabileceği, özgürlük iddiasını yükseltebileceği, birliktelik, ortak mücadele, örgütlü mücadele günü açığa çıkaracak bir ortam olarak değerlendirilmeli. O yüzden de halkımız coşkuyla tüm baskılara rağmen, tüm bu olumsuz kaos atmosferine karşı var olduğunu, özgürlük istediğini, demokrasi istediğini, barış ve kardeşlik istediğini, kendi geleceğini kendisinin yarabileceğinin iddiasını ortaya koyacak tarzda meydanlara akabilmeli, kadınlar bunun öncülüğünü yapabilmeli, gençler bunun öncülüğünü yapmalı.
Gülmeye ihtiyacı var bu toplumun ama bu sistem, AKP rejimi ve Erdoğan sultası bunu yaratmayacak. Kaosu karanlığı derinleştiriyor. Tek düşündüğü ben iktidar olacağım, ben sultan olacağım. Herkesi, her şeyi bu uğurda feda ediyor. O yüzden de kendi geleceğimizi biz kadınlar, gençler, toplumlar biz yaratacağız. Bizim örgütlü mücadelemiz yaratacak. Bu yüzden umudu yükseltmek, umudu çoğaltmak lazım, yaymak lazım. Pozitif atmosferi, özgürlük umudunun büyüyen atmosferini, iklimi halklar, kadınlar, gençler kendi içinde oluşturabilir, referandum atmosferi bunun için çok önemli. Mesela herkes coşkuyla kararlılıkla katılıyor. Birlikteliği gördükçe, çoğaldığını gördükçe umudu artıyor. Daha fazla bir araya geliyor Newroz’da bunun için daha fazla bir araya geliyor. Newroz bunun için önemli bir adım. Newroz etkinlikleri bu anlamda referanduma Hayır ya da tekçi, diktatör, faşist rejime Hayır, anayasa taslağına Hayır sloganlarının yükseldiği bir gün haline gelebilmeli.

O yüzden de başta Kürt kadınları ve bütün kadınlar açısından çağrımız şudur; Newroz meydanlarına akın, yeni mücadele yılını umutla, özgürlük iddiasıyla, bu kurulmak istenen, farz kılınmak istenen anayasa taslağını, tekçi rejimi reddeden, hayır sesini yükselten bir meydan şovuna dönüştürelim. Halkların, kadınların, gençlerin birliğini yansıtan bir mücadele gününe dönüştürelim. O yüzden de nerede, hangi organizasyon varsa oraya herkes kendi rengiyle, aktif katılsın. Kültürüyle, diliyle, motifleriyle, siyasi görüşlerini ortaklaştıran yaklaşımlarıyla katılsın. Halkların, gerçekten Türkiye haklarının buna çok ihtiyacı var. Kürt halkı zaten kendi bayramıdır. Geleneğidir, kültürüdür, her yıl kutladığı gibi bu yıl daha coşkulu kutlayacak. O anlamda bütün bu etkinliklere katılacak, öncülük yapabilecek kadınlar ve gençler başta olmak üzere herkesin Newroz bayramını, ağır bir işkence ve yoğun bir baskı altında olan Önder Apo’nun Newroz bayramını kutluyorum. İnanıyorum Önderliğimiz de orada halkımızın meydanlardaki duruşunda, Newroz’unu kutladığını görecektir.

Bu anlamda Önder APO’nun zindanlar da binlerce tutsak yoldaşlarımız var, yurtseverlerimiz var, siyasetçiler var, siyasi temsilciler var. Bütün zindandaki yoldaşların Newroz Bayramı’nı bütün mücadele alanlarındaki yoldaşların Newroz Bayramı’nı özgürlük umuduyla, ideasıyla özgür geleceğin bizim ellerimiz de olduğunu ve bizim yaratacağımızın ideasıyla kutluyorum. Ve Newroz başta olmak üzere bütün günlerdeki mücadele sürecine katılan, öncülük yapan herkesi de, bu mücadelelerinden dolayı selamlıyorum. Özgür geleceğin yakın olduğunu, bu faşist rejimin de pek yakında kesinlikle baş aşağı gideceğini düşünüyor ve buna inanıyorum. Newroz ruhuyla mücadeleyi yaşamın her alanına kadınlar ve gençler öncülüğünde daha çok yayarsak özgürlüğün geleceği anı da kısaltmış olacağız ama bu faşist rejimleri, erkek egemen devlet yapılanmalarını da daha yakın bir tarihte bertaraf etmeyi başaracağız.