'Kurdistan'da kadın cinayetleri aynı zamanda özel savaş politikasıdır'

Mêrdîn'de devlet güçleri eliyle taciz ve uyuşturucunun yaygınlaştırıldığını söyleyen Gülizar İpek, "Kurdistan'da kadın cinayetleri aynı zamanda özel savaş politikasıdır. Öz savunmayı geliştirmek gerekiyor. En büyük öz savunma da örgütlülüğümüzdür" dedi.

Vatfa Ecevit (25), doğum yapmasının üzerinden iki gün geçmişken 21 Ocak 2024 tarihinde evli olduğu Mehmet Şiyar Ecevit tarafından 17 bıçak darbesiyle katledildi, annesi Nebahat Ecevit ise yaralandı. Cinayet, üç yaşındaki çocuklarının gözleri önünde işlendi.

 Tutuklanmadan önce alınan ifadesinde "uyuşturucu madde etkisiyle" kendini kaybettiğini ve ne yaptığının bilincinde olmadığını ileri süren Mehmet Şiyar Ecevit'in yargılandığı mahkemenin ilk duruşması 23 Temmuz'da Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. "Eşi kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Nebahat Ecevit'i yaralamak suçundan ise "Üst soya karşı silahla kasten yaralama" suçlarından yargılanacak failin, evlilik süreci boyunca Vatfa Ecevit'e sistematik şiddet uyguladığı biliniyor.

Kurdistan'da bir özel savaş konsepti olarak uyuşturucu madde kullanımının devlet eliyle teşvik edildiğine dikkat çeken Mêrdîn Şahmaran Kadın Platformu Üyesi Gülizar İpek, Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davaya katılım çağrısında bulundu.

'MÊRDÎN'DE DEVLET ELİYLE TACİZ VE UYUŞTURUCU YAYGINLAŞTIRILDI'

Kurdistan'da direniş kültürünün yoğun olduğu hatlar için bilinçli olarak özel savaş konseptleri geliştirildiğine ve bunların dönemlere göre kimi farklılıklar içerdiğine dikkat çeken Gülizar İpek, Mêrdîn özelinde son yıllarda devlet güçleri eliyle taciz ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaştırıldığını söyledi.

 Gülizar İpek, şöyle dedi: "Kurdistan'da direnişin güçlü olduğu, yurtsever duruşta belirli bir kararlılık ve ısrarın olduğu bölgelere özel yönelimler oluyor. Bunlar en başta kaba şiddet, göz korkutma tarzı yönelimlerdi. Zaman içerisinde devlet daha katmanlı bir politikaya yöneldi. Kontrol altına alamadığı toplumu içten çürütmeyi amaçladı. Bunun için de uyuşturucu, fuhuş ve ajanlaştırma gibi yöntemlere başvurdu. Mêrdîn özelinde son yıllarda kolluk eliyle taciz ve tecavüz olayları ile faillerin kendilerini 'uyuşturucu kullanmıştım, hatırlamıyorum' diye savundukları yaralama ve cinayetler artmaya başladı. Tabii bir diğer ayak olarak medya da burada devreye giriyor. Öyle bir dil kullanılıyor ki, uyuşturucu kullanımı ile cinayet işlemek normalleştiriliyor. Failin kendini savunma argümanı, gerçekten geçerli bir izahmış gibi haberler yapılabiliyor. 'Madde kullandığı için' denilebiliyor. Çift meşrulaştırmadan bahsediyorum, hem uyuşturucunun normalleşmesi hem de uyuşturucu etkisi ile cinayetin işlenmesi. Bu tam da bu yüzden bir özel savaş konseptidir."

Son yıllarda hem dünyada hem Türkiye'de yönetimsel krizlerin yaşandığını, iktidarların kritik süreçlerde ilk önce kadın örgütlülüğünü ve mücadelesini hedef aldığını belirten Gülizar İpek, İstanbul Sözleşmesi'nden geri çekilen AKP-MHP iktidarının, çıkardığı yargı paketleriyle ve "cezasızlık" politikalarıyla kadın cinayetlerinin önünü açtığını söyledi:

"Her zaman söylüyoruz; 21. yüzyıl bir kadın yüzyılıdır. Kadın özgürlük mücadelesi dünyanın her yerinde yükseldi ve kadınlar birbirleriyle muazzam iletişim halinde. Bugün Kurdistan'daki kadınlar Avrupalı, Güney Amerikalı kadınlarla iletişim ve dayanışma halinde. Tecrübeler birbirine aktarılıyor ve gün geçtikçe mücadele ilerliyor. Peki buna karşı iktidarlar ne yapıyor? Sürekli bir biçimde saldırıyor. Gerek kolluğuyla gerek yargısıyla, her alanda. Dünyaya da baktığımızda kadınlara yönelik adı konulmamış bir savaş var. AKP-MHP iktidarı da yönetememe kriziyle beraber hem Kurdistan'da hem de batıda öncelikle kadınları hedef aldı. İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiler. O tarihten sonra kadın cinayetlerinin sayısındaki artış istatistiklerine bakalım. Çıkan yargı paketlerine bakalım. 9. Yargı Paketi, Soyadı Kanunu'na dair düzenlemeyi hedef aldı. Yapılacak şey, ataerkinin hukuksal düzlemde de tamamen oturması demek. Kadınlar mücadele etti ve anayasal düzleme kavuşturulmuş bir hak kazandı. Anayasadan 'Ailenin reisi erkektir' ibaresi çıkarıldı. Yine uzun soluklu bir mücadele sonucunda kadınlar eşlerinin soyadlarını kullanma zorunluluğunu kaldırdılar. Ama bu paket, 'Çocukların psikolojisi bozuluyor' diye tekrar erkeğin soyadını hem de tek soyadı olarak kullanmayı dayatıyor. Ataerkiyi bu kadar meşrulaştırmaya çalışan bir siyasi iklimde kolluk ve yargı da tamamlayıcı işlevde. Kadın şikayet ediyor ama kolluk failleri tutuklanmıyor, tutuklanan doğru düzgün ceza almıyor."

'YARGILAMA SÜREÇLERİNDE KADIN KIRIMININ TÜM İZLERİNİ GÖRMEK MÜMKÜN'

Adaletin kadın cinayetleri söz konusu olduğunda usulen dahi doğru bir şekilde işletilemeyen ve içi boşaltılmış bir mekanizma olduğunu vurgulayan Gülizar İpek, failin devlet gücü olduğu taciz ve cinayetlerde ise mahkeme süreci boyunca yapılan savunmalardan mahkemenin verdiği karara kadar geçen süreçte devlet destekli kadın kırımının tüm izlerini bulmanın mümkün olduğunu söyledi. Gülizar İpek, şöyle konuştu:

"Şüpheli kadın ölümlerine bakalım. Kadınlar sürekli olarak 'balkondan düşüyor!' Bir kadının o pozisyonda düşmesi için itilmesi gerekir ama açık bir cinayet şüphesi olduğu halde üstüne giden bir yargı yok.  Bu cinayette de fail metamfetamin denilen bir uyuşturucu maddesi var, onu kullanmış ve eşinin kendisini aldattığını 'düşünmüş'. Lohusa bir kadından bahsediyoruz, doğumun üzerinden henüz 2 gün geçmiş. Başka dosyalardaki faillerin savunma argümanları da böyle. İstisnasız bir biçimde hepsi çok seviyor! Alkol veya uyuşturucu etkisiyle anlık olarak kendinden geçiyor ve nasıl olduğuna dair bir şey hatırlamıyor. Mesela bu fail de diyor ki, 'Ben uyuşturucuyu kimden aldığımı hatırlamıyorum.' Böyle bir cinayeti işleyebiliyorsun, kafanda o senaryoyu kuruyorsun da düzenli olarak kullandığın uyuşturucuyu kimden aldığını mı hatırlamıyorsun? Savunması savunma değil, cezasızlığa oynuyor, uyuşturucu kullanımını da meşrulaştırıyor. Akli dengesi yerinde mi değil mi diye Adli Tıp'a sevk edilmeyi talep etmiş. Bu da çok klasikleşmiş bir durum mesela cezasızlık için. Tüm failler o ana kadar akli dengelerini sorgulamıyor ama cinayetten sonra bir akli denge sorgulaması geliyor. Çünkü hukukun çok ciddi açıkları var. Kravat, üst baş indirimi ya da namus indirimi yapılıyor bu ülkede. 'Ben vatanıma bağlı bir insanım' demek iyi hal sebebi sayılabiliyor. Zamanının Siirt Valisi ne demişti, 'Taş atacaklarına fuhuş yapsınlar, uyuşturucu kullansınlar.' Bu aslında sistemin nasıl işlediğine dair içeriden bir itiraftı. Musa Orhan olayını hatırlayalım; ne demişti, 'Ben devletim, bana bir şey olmaz.' Geçtiğimiz günlerde Nusaybin'de kolluk güçleri ev baskını yapıyor, şiddet uygulanıyor  ve kadınlar tecavüzle tehdit ediliyor. Yargılanmayacaklarını, yargılansalar dahi çok düşük cezalar alacaklarını biliyorlar ve bu yüzden çok rahatlar. Bürokrasisi, kolluğu, yargısı... Hepsi aynı yerden bakıyor. Fail sadece cinayeti işleyen midir bu noktada? Koca bir sistemden bahsediyoruz."

'DURUŞMAYA KATILIM ÖNEMLİ'

Mêrdîn'deki 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 23 Temmuz 2024 tarihinde saat 15.00'te görülecek duruşmaya katılım çağrısı yapan Mardin Şahmaran Kadın Platformu üyesi Gülizar İpek, sözlerini şöyle sonlandırdı:

"Duruşmaya sadece kadınların değil tüm halkın katılması çok önemli. Kadın kırımı toplumun tamamını ilgilendiren, çok ciddi bir meselesidir. Tek bir kadını kaybetmeye tahammülümüz yok. Kadın katliamlarını önlemek istiyorsak mücadele hattını genişletmek ve öz savunmayı geliştirmek gerekiyor. En büyük öz savunma da örgütlülüğümüzdür. Bunu büyüttüğümüz sürece, yanı başımızdakini bildiğimiz sürece engel olabiliriz. Bunun için söylüyoruz kapı kapı dolaşmamız gerekiyor diye. Sistem kadınları birbirinden koparmak için her türlü kötülüğü yapıyor. Biz de diyoruz ki evet sistem bunu yapıyor ama biz de mücadele ile cevap veriyoruz bu kadar tutuklamaya, katliama. Boşuna kadın cinayetleri politiktir, demiyoruz. Kurumlarımız kapatılıyor. Neden, çünkü kadınlar örgütlendikçe mücadele hattının içine giriyor. Mücadele hattının içine giren kadın kendini daha çok savunuyor. Sistem burada devreye giriyor ve diyor ki ben mücadele eden kadın istemiyorum. Sadece doğuran ve sesini çıkarmayan 'makbul' kadını istiyor. Bunun için de erkeklerin konfor alanını genişletiyor. İstanbul Sözleşmesi'nden tam olarak bu amaçla çekiliyor. Bizler 6284 sayılı kanunun gereklerinin yapılması için mücadelemizi vermeye devam edeceğiz. Sizlerin de vesilesiyle dayanışma ve duruşmaya katılım çağrımızı yineliyoruz."