GÖRÜNTÜLÜ

Av. Fermon: MİT suikastçısını görmezden gelen Fransa Kürt medyasını hedef alıyor

Stêrk TV ve Medya Haber TV’ye dönük polis aramasında ortaya konan tutumun bir vandalizm olduğunu söyleyen Av. Jan Fermon, hem Belçika hem de Fransa’nın medya kuruluşlarına dönük tutumunun tam bir hukuksuzluk örneği olduğunu kaydetti.

Belçika Federal Polisi tarafından 23 Nisan gecesi Özgür Basın kurumları Stêrk TV ve Medya Haber TV’ye düzenlenen baskına uluslararası alandan tepkiler gelmeye devam ediyor. Belçika Federal Savcılığı, polis baskının Fransa’nın talebi üzerine gerçekleştirdiğini öne sürse de, polisin arama esnasında ortaya koyduğu orantısız tutum büyük tepki çekmişti. Özgür Basın kuruluşlarına dönük bu saldırıda Belçika polisinin ortaya koyduğu tutumu ve Fransa tarafından başlatılan bu soruşturmanın ayrıntılarını televizyonun avukatlarından Uluslararası Hukuk ve Ceza Hukuku Uzmanı Jan Fermon ile konuştuk.

‘POLİSİN TUTUMU TAMAMEN BİR VANDALİZM ÖRNEĞİDİR’

Belçika Federal Polisi tarafından Sterk Produksiyon ve Medya Haber TV stüdyolarına dönük 23 Nisan’da düzenlenen polis baskını ve televizyonda yapılan aramalar sırasında ortaya konan tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Televizyonu ziyaret ettiğimde baskın sırasında verilen bir dizi zararla karşılaştık, ki bunların tamamen vandalizm olduğunu söyleyebilirim. Baskın esnasında, televizyonda bulunan kişilerin kapıları açmayı teklif etmelerine rağmen, polisin kapıları kırmayı ve zorlamayı gerekli görmesi, önemli ölçüde hasara neden oldu.

Görünüşe göre hem elektronik hem de kâğıt muhasebe belgeleri için bir arama yapılmış. Ekranlara ve televizyon ekipmanlarına verilen zarar, açıkça haksız ve gerekçesizdir. Ortaya çıkan görüntülerin, bu operasyonun nasıl bir ruh haliyle gerçekleştiğini göstermeye yettiğini düşünüyorum. Dahası, muhasebe kalemleri hakkında bilgi edinmek isteyenlerin tek yapması gereken, gün içinde gelip bu belgeleri yerinde görmek istemektir. Televizyondan sorumlu kişilerin, resmi muhasebe belgeleri olduğu için bu belgeleri kolayca göstereceklerinden eminim.

Dolayısıyla gece özel kuvvetlerle gelmeye gerek yok. İşin vandalizm boyutunun yanı sıra, Belçika polis gücünün bir de gözdağı verme boyutu var ki, bu da bana aynı derecede haksız ve gerekçesiz görünüyor.

Belçikalı yetkililer bu polis baskınının Fransa’nın talebi üzerine gerçekleştirdiğini öne sürüyor. Durum böyle olmuş olsa da ortaya çıkan görüntüler Belçika’nın sorumluluğunu aklamaya yeter mi?

Temelde bu baskın, terörizm finansmanını soruşturan bir Fransız tetkik hâkimi tarafından verilen bir istinabe talebi üzerine gerçekleştiği gibi görünmektedir. Sorun tam da burada. Belçika adli makamlarının, özellikle de Fransa tetkik hakiminin davayı havale ettiği Belçika Federal Savcılığı, en yüksek mahkeme olan Temyiz Mahkemesi de dahil olmak üzere Belçika Mahkemelerinin arama yapılan iki yapım şirketi olan Sterk Produktion ve Roj TV’nin terörle mücadele mevzuatı kapsamında kavuşturulamayacağını açıkça belirtmiş olmasında yatmaktadır.

Daha önce, Sterk Produksiyon ve Roj TV’nin ‘terör’ örgütüyle bağlantılı olmadığı yönünde Belçika yasaları tarafından alınan karar var. Ancak Fransa’dan gelen bir talep üzerine bu karar sorgulanmaya başlanmış gibi gözüküyor. Fransa’da başlatılan soruşturmanın, elinde bir miktar para bulunan ve bu paranın özellikle medyayı finanse etmeyi amaçladığını iddia eden bir kişinin söyleminden hareketle ‘terörizmi’ finanse ettiği iddiasına dayanıyor gibi görünüyor.

Ancak medyanın finanse edilmesinin terörün finanse edilmesi anlamına gelmeyeceği açıktır. Zira söz konusu medya, Belçika’da terörle mücadele soruşturması kapsamında incelenmiştir.

Tüm bunlar anlaşılmazdır ve Sterk Prodüksiyon ve Roj TV hakkında karar veren Brüksel Temyiz Mahkemesi ve Yargıtay’ın kararına haykırıdır. Görünen o ki, Federal Savcılık, Fransa’dan gelen bir talep doğrultusunda bir tür manevra yaparak bu kurumları da bu işe bulaştırmaya çalışıyor.

Federal Savcılığın Fransız makamlarına bu talebi takip edemeyeceğini bildirmesi gerekirdi. Çünkü bu kuruluşlar Belçika’da terör örgütleriyle olası bağlantıları açısından zaten incelenmiş ve bu yönde herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Belçikalı yetkililer, Fransızlara basitçe şunu söylemeliydi: “Üzgünüz, bu talebi yerine getiremeyiz çünkü bu kuruluşlar terör meseleleriyle bağlantılı değildir”.

‘BELÇİKA FRANSA’NIN TALEBİNİ REDDEDEBİLİRDİ’

Belçika Federal Savcılığı’nın Fransa’dan gelen bu talebi reddedebilme imkanına sahip olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

Bazı prensipler var, şu ana kadar dosyaya erişimimiz olmadığı için tam olarak bilmiyorum. Operasyona ilişkin ve operasyon sırasında herhangi bir belge bırakılmış değil. Polisin ne aldığına ilişkin bir envantere bile sahip değiliz, ki bu durum tamamen usulsüz.

Fransa’nın talebinin nasıl formüle edildiğini de bilmiyoruz. Ancak Fransa’daki birinin, elindeki parayla medyayı finanse etmeyi amaçladığını beyan etmesine dayanılarak terörün finansmanına ilişkin bir soruşturma başlatıldığı iddia ediliyor. Eğer öyleyse, bu durumun çifte suçluluk ilkesi nedeniyle usulsüz olduğu açıktır. Bu da Fransa’da soruşturulan olayların, Fransa’dan gelen bir talebin yerine getirilebilmesi için Belçika’da da cezalandırılabilir olması gerektiği anlamına gelmektedir.

Eğer medyanın finansmanı Fransız makamları tarafından terörizmle bağlantılı ya da ilişkili olarak değerlendiriliyorsa, bu konu Belçika’da zaten ele alınmıştır ve Belçika’nın Fransızlara basitçe şunu söylemesi gerekirdi: “Üzgünüz ama Belçika’da Sterk Prodüksiyon ve Roj TV’yi terörizm suçundan yargılamak mümkün değildir. Sizin talebiniz, iki medya kuruluşunun finansmanıyla ilgili. Dolayısıyla bu, bir medya finansmanı meselesi; terörizm değil”.

Evet, Belçikalı yetkililer Fransa’nın talebini reddedebilirdi ama görünüşe göre yapmamışlar.

‘BELÇİKA MAHKEMELERİ MESELEYİ DAHA ÖNCE AÇIKLIĞA KAVUŞTURMUŞTU’

Geçtiğimiz günlerde görüştüğüm Fransa’nın önde gelen avukatlarından Etienne Lesage, Kürt televizyonlarına dönük yapılan polis baskının hukuki olmaktan öte politik olduğunu söyledi. Meslektaşınızın bu söylemine katılıyor musunuz?

Terörizmden bahsettiğimizde bunun her zaman siyasi olduğu açıktır. Dolayısıyla terörizmle mücadele mevzuatı istenildiği gibi kullanılıyor. Bu mevzuat, Kürtlere uygulandığında gerçekte bir iç savaş olan, yani nüfusun bir kısmı ile baskıcı ve Kürtlere insan haklarını tanımayan bir devlet arasındaki bir çatışmayı, bir kesim halkı terörize etme girişimi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu anlamda evet; altında siyasetin yattığı bir meseledir. Bu mesele, Belçika mahkemeleri tarafından PKK olarak bilinen ama aslında medya, siyasi temsil örgütleri, dernekler, Kürtleri bir araya getiren gruplar vb. tüm Kürt örgütlerinin bir olduğu durumu daha önce alınan kararla çözülmüştü.

Daha önce tüm bu yapılar ve kurumlar, PKK şapkası altında değerlendirilip terörizmle suçlanıyordu. Belçika mahkemeleri, medya kuruluşlarının ve diğer bu yapıların PKK ile bir ilişkisi kurulamaz diyerek, daha önce aldığı bir kararla bu tartışmalara son verdi.

Her halükârda terörist olarak yargılanamazlar çünkü Kürtlerin Türk devletine karşı mücadelesi uluslararası boyutu olmayan bir silahlı iç çatışmadır. Yaşanan durum, bir terörizm meselesi değil iç savaştır. Bu anlamda savaş hukuku kuralları her iki tarafa da eşit bir şekilde uygulanır. Her iki tarafta Cenevre Sözleşmelerine, insancıl hukuka, yani savaş hukukuna saygı göstermesi gerekir.

Ancak terörizm başka bir meseledir. Belçika mahkemesi, aldığı kararla bu meseleyi kesin olarak çözüme kavuşturmuştu ve şimdi Belçika’da artık bu tür bir kovuşturmaya yer yokken, Fransa’dan gelen bir talep üzerine bu mesele yeniden gündeme geliyor. Yani evet, bu mesele hem siyasi hem de hukuki bir meseledir ve bu anlamda Fransız meslektaşım bunun siyasi amaçlı bir polis baskını olduğunu söylemekte haklıdır.

‘BELÇİKA’DA MAHKUM EDİLEN MİT ELEMANI RAHATÇA FRANSA’DA YAŞIYOR’

Aslında sadece Kürt televizyonlarına dönük değil, Fransa son dönemde kendi ülkesinde yaşayan Kürtlere karşı da insan hakları kurumlarının eleştirine de neden olan uygulamalara imza atıyor. Örneğin yakın dönemde iltica talebinde bulunan bir Kürt gencini Türk devletine teslim etti. Fransa’nın bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Fransa’daki davalara aşina olmadığım için şu anda bu konuda yorum yapmam zor. Görebildiğim kadarıyla 2013 yılında Paris’te katledilen üç devrimci kadınla ilgili soruşturma zaten oldukça karmaşıktı. Fransız yetkililer, başlangıçta olayın Kürt Hareketi içindeki iç çatışma meselesi sonucunda meydana geldiğini iddia etti. Ancak daha sonra bunun tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı. Bu eylemlerden sorumlu olan ve Fransa topraklarında faaliyet gösterebilen bir MİT ajanı vardı.

Daha sonra, bildiğim kadarıyla bazı Fransız adli makamları MİT’i işaret etme cesaretini gösterdi. Failin davasını hazırlayan savcı, hazırladığı dosyada bu kişinin MİT ile doğrudan ilişkisi olduğunu açıkça belirtmişti. Ama Fransa’nın bu durumun üzerine fazla gitmediğini biliyorum.

Yakın zamanda Brüksel Temyiz Mahkemesi’nin 1 Şubat’ta, Brüksel’deki Kürt liderlerine suikast düzenlemek suçundan mahkûm ettiği iki kişiden birinin Fransa’da sessiz ve sakin şekilde yaşadığını öğrendim. Ayrıca bu adamın Fransa’daki varlığı Fransız makamlarını rahatsız etmiyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Fransız topraklarında Brüksel’deki Kürt liderlere ölümcül saldırılar planlayan ve bundan kaynaklı mahkûm edilen bu adamın hala Fransa’da yaşamasını da not etmek gerekir.

Bence bu olaylar, Fransa’nın egemenliğini ihlal eden ve her açıdan kabul edilemez olduğu açık olan bu tür tamamen yasadışı ve skandal bir faaliyeti kabul etme kolaylığıdır.

Bu durum, aynı zamanda Fransa’nın, Türkiye’ye ve dolayısıyla Türk devleti ile Kürt örgütleri arasındaki çatışmaya yönelik tutumu hakkında oldukça çok şey sunuyor. Eğer Fransa kendi topraklarında bu tür bir faaliyet yürütülmesine izin veriyorsa, Türk devletinin ortaya çıkardığı sorunlara karşı tamamen farklı bir tutum ortaya konması beklenemez.

‘ASIL HUKUKİ MÜCADELE FRANSA’DA YÜRÜTÜLMELİDİR’

Kürt televizyonlarının avukatı olarak, Kürt televizyonlarına dönük başlatılan bu soruşturmanın iptal edilmesi için nasıl girişimlerde bulunacaksınız? Ve bu noktada neler yapılmalı?

Bence Belçikalı yetkililer, “Bu polis baskınından biz sorumlu değiliz, bu Fransa’dan gelen bir taleptir” diyecek. Dolaysıyla Belçikalı yetkilileri bu durumdan nasıl sorumlu tutabileceğimize bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Her şeyden önce aramaların yapılış şekli, gözlemlenen vandalizm eylemleri ve orada bulunanlara yönelik bazı şiddet eylemleri tamamen orantısızdı. Bu operasyonun tamamen orantısız yönü inkâr edilemez ve yasadışı yönler teşkil etmektedir. Bu durumdan Belçikalı yetkililerin açıkça sorumlu olduğuna inanıyorum.

Daha fazlası size söylediğim gibi, Belçikalı yetkililerin Fransızlara, “Bu talebi yerine getiremeyiz” demesi gerekirdi diye düşünüyorum.

Ancak, esas mücadele Fransa’da verilmesi gerekiyor gibi görünüyor, çünkü Fransa’da terörizm finansmanı kapsamında başlatılan bir soruşturma var. Dolayısıyla bu temel mücadele, Belçika makamları tarafından halihazırda incelenmiş olan ve Belçika’daki kurulu olan medya şirketlerini veya yöneticilerini terörist olarak yaftalamanın kabul edilemez olduğunu söylemek için yürütülmelidir.

 Bu medya organlarının terörist bir girişimin parçası olduğunu iddia etmek, ifade özgürlüğüne ve uluslararası hukukun çeşitli yönlerine aykırıdır. Bu mücadele Fransa’da yürütülmelidir ve bu mücadelede ön saflarda yer alması gerekenler Fransız meslektaşlarımızdır.